DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
ad768x90
Yaşar Mert
Yaşar Mert
Giriş Tarihi : 02-07-2020 19:59

Almanya, ırkçılık ve biz

Birçok olayın ve gelişmenin çok hızlı ve aynı anda yaşandığı günlerden geçiyoruz. Daha önceleri, birkaç yılda yaşanan veya en azından bizde öyle bir intiba bırakan olaylar, şimdilerde ise birkaç hafta hatta birkaç saat içinde yaşanabiliyor. Örnek vermek gerekirse, karşımıza şöyle bir liste çıkıyor: dünyayı olduğu gibi birçok AB ülkesini savup savuran koronavirüs salgını, Fransa’daki sarı yeleklilerin bitmez bilmeyen gösterileri ve onlara uygulanan devlet şiddeti, ABD’deki siyahilerin başkaldırısı, AB’de aşırı sağ partilerin önlenemez yükselişleri, Libya’daki çatışmalar ve Türkiye’ye karşı uluslararası entrikalar, Almanya kökenli Wirecard şirketinin bilançosundan kaybolan (!) 1.9 milyar Euro ve beraberindeki usulsüzlükler, Stuttgart’taki sokak çatışmaları ve yağmalar gibi. Asıl sorun tümünün sanki aynı anda yaşanıyor gibi olması ve belki daha vahimi birçok ülke yöneticilerinin ki buna kısmen Almanya iktidarı da dahil, bu olaylara karşı biçare kalması. Bir adım daha ileri gidecek olursak, kapitalizmin dayattığı hayat tarzı, insanları hergün daha fazla sömürmesi ve buna karşın birkaç zenginin daha zengin olması, toplumlar üzerinde artık dayanılmaz bir yük hale geldiğini ve patlak verdiğini görebiliyoruz. Asıl sorun bu olurken, insanlar ve bilhassa fırsatçı faşist siyasetçiler, azınlıkları ve toplumun daha az savunması olan kesimleri ötekileştirerek, suçlayarak onlara karşı zaten var olan önyargı ve ayrımcılığı körüklüyor ve derinleştiriyor.

 

Ìşte tam bu anlamda Almanya’nın duruşu ve durumu çok önemli çünkü hem Avrupa’da hem de dünya çapında birçok alanda öncülük yapmakta. 1990 öncesi Almanya’yı yaşayan ve tanıyanlara samimi olarak soruyorum: yaşadığınız ülke aynı ülke mi? Kendinizi ve ailenizi huzurda hissediyor musunuz? Çocuklarınızın ileride huzurlu ve eşit yaşayabileceklerini düşünüyor musunuz? Kendi kimliklerini koruyarak yaşayabileceklerini tahmin ediyor musunuz? Bu sorulara benim cevabım belli: Hayır. Hergün ırkçı bir saldırı ve uygulamaları haberlerde izliyor ve okuyoruz; hatta bazılarını bizzat kendimiz de yaşıyoruz: İşyerindeki ayrımcılık, devlet kurumlarındaki bilinçaltı ırkçılık örneğin Jugendamt, alış verişte, eğitim kurumlarında, basındaki faşizan Türk ve Türkiye karşıtlığı, camilere yapılan saldırılar, cami yapımı esnasındaki çıkarılan zorluklar, Hanau gibi vahşi saldırılar ve daha nice örnekler ...ancak belki en önemlisi: Tüm bunlara yüzeysel yaklaşan ve geçiştirmeye çalışan bir kamuoyu ve bizim bu konuda derin bir uykuya dalmış toplumumuz.  

 

Yazdıklarım tabii ki sadece bir intiba değil, gerçeklere dayanarak yazılmış. Gelin birkaç rakama beraberce bakalım:

⦁ Camilere yapılan ve kayıt altına alınan saldırılar: 122 (2019) (kaynak: brandeilig.org)

⦁ Irkçılık irtibatlı saldırılar: 8.000'e yakın; bunlardan 1.000'e yakını İslam düşmanlıgı içeren saldırı (kaynak: Bundesinnenministeirum BMI, 2019)

⦁ Alman halkının %52'sinin İslamı bir tehdit olarak algılaması (kaynak: Religionsmonitor, Bertelsman-Stiftung)

⦁ Mültecilere yapılan saldırılar 1.100 üzerinde (kaynak: Amadeu-Antonio-Stiftung, 2019)

⦁ Şubat 2020’de Hanau’da yapılan ırkçı saldırıda ölen 11 vatandaş

 

Sayılar yazmakla bitmez ne yazik ki. Ancak bilinen bir durum var ve bunu şöyle tarif edebiliriz: Almanya’nın en büyük başağrılarından biri ırkçılıktır. Ve bu sorun daha da büyüyecek gibi görünüyor çünkü iktidarın bunu çözmek için elle tutulur bir proje veya çalışması yok maalesef. 

 

Bunları yazarken bir konuyu vurgulamak istiyorum: Alman halkını genel olarak ırkçılıkla suçlamıyorum; tam tersine, ırkçılık belasına en az bizim kadar karşı duran ve karşı koyan Alman dostlarımız var ve bunları takdir ediyorum. Ne yazık ki bunların sesleri yeterince duyulmuyor, daha ötesi ta ikinci dünya savaşı sonrasında Nazi rejimin birçok üyesi, devlet kurumlarından uzaklaştırılmadığından bilhassa emniyet ve içişlerine bağlı kurumlarda çalışmalarına devam ettiğinden dolayı, dostlarımızın çalışmalarını bir nevi dengeliyor ve engelliyorlardı. Örnek mi? Böyle olmasa, hangi mantıkla, NSU davasının dosyalarını 120 yıl boyunaca gizli tutma kararı çıkabilirdi? Veya, nasıl oldu da birçok dosya aniden buharlaştı veya yangın kurbanı oldu?

Şimdi bize düşen nedir diye soracak olursanız, ancak şunu diyebilirim: Bu tür gelişmelere karşı yapılabilecek en iyi panzehir birlik ve örgütlü olmak (maalesef, bunu başarabileceğimize inancım yüksek değil) ile gençlerimizi bilinçli ve özgüvenli yetiştirmek ve becerilerine uygun eğitim almalarını sağlamak (bunun için de daha çok çalışmamız gerek) olacak. 

Allaha emanet olun.

Yaşar Mert

 

NELER SÖYLENDİ?
@
PUAN DURUMU
  • Süper LigOP
  • 1Başakşehir FK3469
  • 2Trabzonspor3465
  • 3Beşiktaş3462
  • 4Sivasspor3460
  • 5Alanyaspor3457
  • 6Galatasaray3456
  • 7Fenerbahçe3453
  • 8Gaziantep FK3446
  • 9Antalyaspor3445
  • 10Kasımpaşa3443
  • 11Göztepe3442
  • 12Gençlerbirliği3436
  • 13Konyaspor3436
  • 14Denizlispor3435
  • 15Çaykur Rizespor3435
  • 16Yeni Malatyaspor3432
  • 17Kayserispor3432
  • 18MKE Ankaragücü3432
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA