Değerli Okurlarım, her ülkenin kendi toplumu, her toplumun da kendi kültürü vardır. Bazı kültürler diğerlerine ilham kaynağı olurken bazıları da adeta tiksindirir. Son aylarda yaşadıklarımız bizi, hatta tüm dünyayı bir tür yemek kültüründen yeterince tiksindirdi. Bu sıradışı yemek kültürü tüm dünya çapında büyük sağlık sorunlarına, can kayıplarına ve dünya çapında hiç görülmemiş bir ekonomik krize sebep verdi. Adeta hayatımız alt üst oldu. Artık hiçbir şey eskisi gibi değil, belki de hiç olmayacak. Halbuki insanlık tarihinde birçok inovasyonları ve buluşları hep, tüm bu yaşadıklarımıza sebep olan toplumun köklü kültürüne mal ederdik. Şimdi görüyoruz ki, bu madalyonun da iki yüzü varmış. Mesele, bir kültürü diğerlerinden üstün görmek değilmiş, kültürel farklılıkların en iyi taraflarını birbirleriyle harmanlamakmış.
Memleketlerinden uzakta yaşayan insanlar buna zaten alışık. Kendi kültürel özelliklerini yaşadıkları toplumun iyi yönleriyle birleştirerek yepyeni kültürler oluştururlar. Bu süreçte elbette bazı sıkıntılar olur. Bazen sancılı ve zor dönemler yaşanır. En çok da kendi geleneksel yaşam şartlarını değiştirmek insanlara zor gelebilir. Evet, kimi yerde kırılırlar, kimi yerde kırıcı olurlar. Aldıkları yaralar kapansa da geride çatlaklar kalır. Ancak, 2016 yılında ölen meşhur sanatçı Leonard Cohen şöyle ifade etmiş; kusursuzluğu unutun, her şeyde bir çatlak vardır. Işık içeri böyle girer. Şahsen ben bu sözlere tamamen katılıyorum. Ve Japon felsefesine ait olan Wabi-Sabi aklıma geliyor. Wabi-Sabi’ye göre bir eşya veya bir insan hasara uğramış, acı çekmiş ise bundan ders alır ve bu konuda bir hatıraya sahip olur. Bu sebeple artık önceki halinden daha güzel ve değerlidir. Japonlar, kırılan eşyalarını çöpe atmazlar. Kırılan parçaları Kintsugi olarak adlandırdıkları bir el sanatıyla tekrar yapıştırıp altın tozuyla süslerler. Kırıkları altın tozuyla belirginleştirilmiş olan bu eşyalar, Japonlar için kusursuz halinden daha değerli olurlar.
İçinde bulunduğumuz dönem ve yaşam şartları hepimizi oldukça zorluyor. Yaşadıklarımız mutlaka hepimizde belirgin veya belirsiz yaralar, çatlaklar belki de kırıklar geride bırakacak. Edindiğimiz tecrübelerimiz ise bizi daha değerli yapacak. Yukarıda Japon geleneğinden söz ettim ama, aynı gelenekler bizim zengin Türk kültürümüzde hep vardı ve varlığını sürdürüyor. Bu sebepten, büyüklerimize, yaşlılarımıza, gazilerimize, hastalarımıza son derece saygılı ve anlayışlı, yetim, öksüz, dul ve yoksullarımıza bir o kadar merhametli davranmaktayız. Şimdi de zaten bunun tam doğru zamanı. Önümüzdeki günlerde dünya genelinde tüm İslam alemi mübarek Kurban Bayramını kutlayacak. Dinlerini, ırklarını ve vatandaşlıklarını sorgulamadan, hayatlarında bizim tahmin bile edemeyeceğimiz kadar acılar çekmiş olanları, yardıma muhtaç olanları hiç değilse bayram gönlerinde hatırlayacağız. Kesim için seçtiğimiz hayvanlara da merhametli davranacağız. Kurban kesmek yerine farklı yardım kuruluşlarına bağışlarda bulunabiliriz. Türk bankalarımızın yurtdışı temsilcilikleri ve camii derneklerimiz bu bağışları fatura karşılığında topluyor. Lütfen bilmediğiniz ve tanımadığınız kuruluşlara kesinlikle bağış yapmayınız. Tedirgin olduğunuz kuruluşları Almanya’da (www. dzi.de/spenderberatung) internet sayfasından araştırabilirsiniz. Kestiğiniz ve etini ihtiyaç sahiplerine dağıttığınız kurbanların, yaptığınız bağışların kabul olmasını diliyor, mübarek Kurban Bayramınızı candan kutluyorum.
Sevgiler ve Selamlar
Nejdet Niflioğlu
Henüz hiç yorum yapılmamış. Şimdi ilk yorumu siz yapın!
Email adresiniz gizlenecektir. Zorunlu alanlar (*) ile işaretlenmiştir.
Değerli okurlarım, günümüzde yaygınlaşan ve insanları büyük umutsuzluğa sürükleyen bir yanılgı, her şeyin parayla bağlantılı olduğudur. Bilhassa geride bıraktığımız mübarek Ramazan ayı, bizlere bunun kesinlikle böyle olmadığını gösterdi. Katıldığımız Sahur ve İftar programlarında, evimizde ağırladığımız misafirlerimizle yaşadığımız güzel anılarımız, karşılaştığımız seviyeli insanlarla görüşm...
Değerli okurlarım, Heuristik, bize hızlı ve pratik şekilde problem çözmeye yardımcı olan basit ve deneyime dayalı – yani geçmiş deneyimlerimiz sezgilerimiz ve öngörülerimiz üzerinden çözüm üretmemize yardımcı olan bir karar verme yöntemidir. Kolay uygulanabilir olduğundan karmaşık hesaplamalar veya uzun analizler gerektirmeden genellikle sezgisel olarak uygulanabiliriz. Günlük hayatımızda ve pr...
Değerli okurlarım, başlık olarak seçtiğim kitap ismi, 1929- 2023 arası yaşamış olan Çek yazar Milan Kundera’ya ait. “Bir halkı imha etmenin ilk adımı, tarihini söndürmektir. Kitaplarını, kültürünü, tarihini yok et. Ardından başkaları tarafından yeni kitaplar yazdır, yeni bir kültür yarat, yeni bir tarih uydur. Kısa sürede bu halk gerçek kimliğini ve nereden geldiğini unutacaktır”. Milan Kand...
Değerli okurlarım, Yeni yıla, hayatımızı daha duyarlı şekillendirmemize yardımcı olan düşünce ve fi kirlerle başlamaya ne dersiniz? Gerek çevremizin gerekse kullandığımız teknolojinin üzerimizde yarattığı etkiler sayesinde hepimiz doğa dışı davranışlara sürüklenmekteyiz. Bir yandan mükemmelliği arıyoruz, diğer yandan ise hayat ritmimizin gittikçe hızlanmasına karşı koyamıyoruz. Hatta, her şe...
Değerli okurlarım, hiç merak ettiniz mi? Yeni evlenen çiftlerin düğünden sonra birlikte çıktıkları tatile neden Bal Ayı diyoruz? Sebebini, kaynağını, anlamını bilmediğimiz birçok değimleri günlük hayatımızda kullandığımız kesin. Bu değimlerin gerçek sebebini, kaynağını ve anlamını öğrenince; eski medeniyetlerin bizden ne kadar bilgili olduğunu fark ediyoruz. İnsanlık tarihinde her kuşak k...
Değerli okurlarım, hiç fark ettiniz mi? Gördüğümüz tüm haritalar hep İngiltere endekslidir. Dünya üzerinde gerçekte bulunmayan, fakat varsayılan sıfır meridyeni olarak tanımladığımız, dünya küresini kuzey-güney yönünde dilimleyen toplam 360 şeritlerin başlangıç meridyeni, İngiltere’nin başkenti Londra’nın bir semti olan Greenwich‘ten geçmektedir. 179 meridyen doğusunda, 179 meridyen ise batısın...
Değerli okurlarım, siyasi ortamda çok sorulan soru: Diploman var mı? Aslında sorulması gereken soru ise: Diploma aldığın dal, yeteneklerine ve ilgi alanına uygun mu? Çünkü ancak, sevdiği işi başarılı yapabilenler kariyer yapabiliyor. Ne yazık ki, çoğu gençlerimiz yeteneklerine ve ilgi alanlarına göre tahsil görmüyor. Gerek mevcut üniversitelere yerleştirme sistemleri gerekse dış etkenlerden ...
Değerli okurlarım, hayatımızı düzenli ve güvenli kılan en önemli değerlerimizin hukuk ve hak eşitliği olduğu tartışılmazdır. Yasa karşısında hepimizin eşit olması gerektiğinin önemi ilk olarak Türk uygarlıklarında yasallaşmıştır. Eski Türk uygarlıklarına ait olduğu belgelenen çivi yazılarıyla, hak eşitliği yasaları kalıcı şekilde taşlara oyulmuş ve günümüze kadar nesilden nesile aktarılmıştır. ...
Değerli okurlarım, Herakleitos, M.Ö 520 – 460 yıllarında antik Efes’te yaşamış önemli bir filozoftur. Yaşadığı sürece, dünya üzerinde değişimlerle ve çelişkilerle, birbirine zıt olanlarla ilgilenmiş. Aynı nehire iki kez girilmez çünkü akan su devamlı farklı olacaktır teziyle, tek değişmeyen şeyin sadece değişimin kendisi olduğunu ifade etmiştir. Ona göre, evrende kalıcılık ve durağanlık yokt...
Son günlerde yeterince Futboldan bahsedildi. Benim konumum sporla hiç alakası olmayan, bir trend araştırma terimi olan Stopping ile ilgili. İlk kez görenlere veya duyanlara tuhaf gelen, durdurmak anlamına gelen, Stopping terimi, aslında önümüzdeki yılların tüketim davranışlarımızı tanımlayan önemli bir deyimdir. Her şeyin daha fazlasını, daha değerlisini, daha gelişmişini tüketmeye alıştırıl...
Neşet Ertaş; “Bir anadan dünyaya gelen yolcu, dünya senin vatanın mı yurdun mu?” demiş. Bu sözleri, 27 yıl Almanya’da yaşadığında söylediği rivayet edilmektedir. Almanya’da yaşayan hepimiz devamlı şu sorunun cevabını merak ederiz: Acaba göç, giden için mi daha zor kalan için mi? Gözü arkada kalarak valizini toplayıp belirsizliğe doğru yola çıkanların mı acısı daha büyük, yoksa aylarca, yıllarca gö...
Değerli Okurlarım, son günlerde en çok duyduğum söz buydu: Sen biliyordun... Hatırlarsanız, Nisan sayımızda ‘Şişleniyor muyuz?’ başlığı altında Döner ile bağlantılı imaj yaratma çabalarından söz etmiştim. Almanya Cumhurbaşkanı Frank Walter Steinmeier son Türkiye ziyaretinde bula bula 60 kiloluk bir Döner’i iki ülke arasındaki dostluk simgesi olarak beraberinde götürdü. Şimdi bazı vatandaşlar...
Değerli Okurlarım, Kadir Nurman isimli bir gurbetçi kardeşimizin 1972 yılında Berlin Bahnhof Zoo yakınlarında ilk piyasaya sürdüğü iddia edilen sandviç şeklinde Dönerin, Almanya genelinde günlük satış rakamlarının ikibuçuk milyon adet olduğu tahmin ediliyor. Yani Döner to go yılda yaklaşık bir milyar adet satılıyor. Almanya ekonomisine yaklaşık on milyar Euro hasılat sağlayan önemli bir sektör hal...
Değerli Okurlarım, birkaç yıl önce düşündürücü bir hikâye okumuştum. Okuduğum günden beri hiç aklımdan çıkmayan bu hikâyeyi bugün sizinle paylaşmak istedim. Bir İngiliz öğretmenin anısı olan bu hikâyede, öğretmen sınıfta şartlı cümleleri anlatmak için öğrencilere „eğer çok zengin olsaydım, anneme …. Alırdım” cümlesini tamamlamalarını söylüyor. Cümledeki boşluğu, hayal gücünüzü kullanarak doldur...
Değerli Okuyucularım, havalar ısındı, okullar tatile girdi veya kısa zaman sonra girecekler. Pandemi rakamları düşmekte, aşı oranı yükselmekte. Şartlar tam tatil şartları. Neredeyse herşey eskisi gibi olma yolunda. Son günlerin verilerine göre, sadece kara yolu üzerinden şimdiden dörtyüzbin vatandaşımız Türkiye’ye giriş yapmış. Bu rakam önüm&...