Kilim Gazetesi
HV
13 AĞUSTOS Cumartesi 03:07
Advert

Camilere Saldırı ve Avrupa’da İslamofobinin Yükselişi

Ramazan Özdemir
Ramazan Özdemir
Giriş Tarihi : 25-12-2021 21:43

Din ve vicdan özgürlüğünün merkezi(!) Avrupa’da Müslümanlara ve camilerine kundaklama, yakma veya domuz kafası asma girişimi her geçen gün artıyor.

Son bir ay içerisinde Almanya’nın büyük şehirlerindeki saldırılar ürkütücü boyutlara ulaştı.

Köln DİTİB Merkez Camii'ne 19 Kasım günü cuma sabahı erken saatlerde kundaklama girişiminde bulunuldu.

Dortmund şehrinin Eving mahallesinde bulunan Selimiye camiinin kapısına domuz kafası asılarak bir mesaj verildi.

Bochum’da camiinin otoparkındaki araba kundaklanarak yakıldı.

Yine Leipzig şehrinde bir camiye saldırı yapılarak, camii kundaklandı.

Federal istatistik dairesi verilerinde 2020'de Federal İçişleri Bakanlığı (BMI) ülke çapında 1.026 İslamofobik suç kaydetti. BMI, ağırlıklı olarak kundaklama, yakma, domuz kafası asma, maddi hasar veya hakaret olmak üzere camilere yönelik 103 saldırı düzenlendiğini açıkladı.

Yeni Zelanda'daki iki camiye yapılan saldırılardan sonra, Müslümanlar camilerinde kendilerini güvende hissetmiyorlar.


Fransa camii kapatma, Müslümanlara hakaret etmede, aşağılamada önde gidiyor.
Avrupa’da aşırı sağ söylem politikalarını artık bütün partiler benimsemiş durumdalar.

Koronanın kamusal yaşam üzerindeki kısıtlamalarına rağmen Müslümanlara ve camilere yönelik saldırılar devam etti.

Uludağ üniversitesi tarafından hazırlanan İslamofobi raporunda: “Günümüzde, gerek tarihten gelen korkuların ve gerekse son yıllarda, gerekçesi ne olursa olsun, yaşanan terör olaylarının demokrasi ve insan haklarının beşiği olarak kabul edilen Batı dünyasında Müslümanlara karşı var olan ön yargıları iyice pekiştirdiğini ve gün yüzüne çıkardığını gözlemlenmektedir,” deniliyor.

Bu ön yargıları besleyen önemli unsurlardan biri Müslümanların kendi dünya görüşü ve geleneksel yaşam tarzlarıyla Batı toplumlarının sosyal yapıları içinde kendilerine rol edinme çabalarıdır.

Zira Müslümanlar artık Batı’da “konuk işçi” statüsünde olmayı reddetmekte ve kendilerini bulundukları ülkenin bireyleri olarak algılamaktadırlar. Bu ise onların toplum içindeki görünürlüğünü artırmaktadır.

Bu durum beraberinde Batı’nın, özellikle de Müslümanlar söz konusu olduğunda, alışık olmadığı yeni ve fakat zorunlu bir birlikte yaşama tecrübesinin ortaya çıkmasını da kaçınılmaz kılıyor.

İşte tam da bu noktada birlikte yaşamak zorunda olma gerçeği Avrupalıların önemli bir bölümü için bir rahatsızlığa dönüşmüştür.

Bu rahatsızlık, terör olayları ile pekişince, yerini derin bir korkuya, yani tüm dünyada “İslamofobi” olarak bilinen İslam korkusuna terk etmektedir.

Karşılıklı olarak rahatsızlık ve korkuyu giderecek çalışmalar, devletin bütün kurumlarında maalesef yerine getirilmiyor.

Devlet buradaki Müslümanlara, dün işgücü gözüyle bakıyordu, bugün ise güvenlik sorunu olarak bakıyor.

Avrupa’da Müslümanlara karşı artık: “Müslüman terörist değilse de, her terörist Müslüman’dır!” anlayışı yerleştiriliyor.

Alman kamuoyu, kurumları, politikacıları ve medyası Müslümanlara yönelik saldırılarda ne yazık ki yeterli tepki vermemektedirler.

NSU davasındaki görüldü ki devletin içindeki bazı gayri meşru, gizli örgütler daha açığa çıkarılamadı.

Günlük hayatta Müslümanlara ve onların kurumlarına her geçen gün saldırlar artmaktadır.

Radikal, ırkçı gurupların Müslümanlara saldırmasının önüne geçilmelidir.

Saldırıların sosyal yapıyı tahrip ettiğini artık görmeliler ve güvenlik önlemlerinden daha çok, iki toplum arasındaki önyargıları giderecek, sosyal, kültürel iyi komşuluk ilişkileri gibi çalışmalar yapılması çok önem arz etmektedir.

Buradaki Müslümanları güvenlik sorunu olarak gören anlayış en büyük tehlikedir.
Bundan vazgeçilmelidir.

Müslümanların buranın yerlileri olduğu ve sosyal, dini ve kültürel haklarının verilmesinin vaktinin geldiğini artık görülmelidir.

Onları yok saymak, bu topluma yapılacak en büyük kötülüktür.

YORUMLAR