SON DAKİKA

Yaşamın Hassas Kuralı: „MEN DAKKA DUKKA“

Bu haber 06 Mai 2017 - 20:49 'de eklendi ve 275 views kez görüntülendi.
cityhotel

Bu kez önce hikayeyi anlatıp sonra detaya geçmek istiyorum.
Hikayeyi belki biliyorsunuzdur ama, olsun; birde benden okumuş olursunuz. Halife Harun Reşit, kendisine hediye edilen bir gül fidanını bahcıvanına vererek, onu bahceye dikmesini söyler. Ona gözü gibi bakmasını ve tomurcukların güle dönüştüğü anda da kendisini haberdar etmesini tembihler.
Bahcıvan büyük bir titizlikle gül fidanıyla ilgilenir, geceleri bile kalkıp ona bakar ve etrafında sinek bile uçurtmaz. Günler geçer gül fidanı canlanır, serpilir ve nihayet tomurcuklanmaya başlar.Ve bahçıvan, bir sabah bahçeye geldiğinde bir tomurcuğun güle dönüştüğüne şahit olur. Heyecanla Halife’ye haber vermeye gideceği anda bir kuş gelerek açan gülü gagasıyla delik-deşik eder.
Bahcıvan üzgün ve tedirgin bir durumda Harun Reşit’e vararak olayı anlatır. Korktuğunun aksine Halife olayı soğukkanlı karşılar.Sadece bahcıvanın ilk anda bir anlam veremediği şu sözü söyler: „Men dakka dukka…“ (Ne yaparsan onu bulursun)

Aradan biraz zaman geçer… Bahçede çalışmakta olan bahcıvan gülü perişan eden kuşun bir yılanın ağzında can çekişmekte olduğunu görür ve hemen gidip durumu Harun Reşit’e bildirir. Cevap yine aynı olur: “Men dakka dukka…“ Bahcıvan bişeyler hiseder ama durumu yine de tam kavrayamaz… Bir müeddet sonra, bahcıvan bahçede çalışırken yılanın üzerine doğru geldiğini görünce korkuya kapılıp elindeki kürekle yılanı gövdesinden ikiye ayırır… Ve durumu gidip yine Harun Reşit’e anlatır. Cevap yine değişmemiştir: „Men dakka dukka…“
Söz hep aynı söz ama, bahçıvanın durumu aynı değildir… Artık sözün ne anlama geldiğini iyice anlamış ve sıranın kendisinde olduğunu da içten içe farketmeye başlamıştır. Bu korku içinde yaşayan bahçıvan bir gün kendisinden beklenmeyen bir suç işleyerek ölüm cezasına çarptırlır. Zindanda infaz gününü bekleyen bahcıvan yalvara yakara Halife’yle görüşmek istemektedir…

Henüz bitmeyen hikayeyi ben burada keserek sonucunu okuyucunun alt zihnine havale ediyor ve bir soru soruyorum: Siz Harun Reşit’in yerinde olsaydınız nasıl davranırdınız?… Bir ip uçu vereyim: Buraya kadar Hinduların ünlü „Karma Yasası“ ile birlikte yürüdük… Sizce olay, Halife“nin de aynı akibeti yaşamasıyla mı son bulacak, yoksa süreci kesintiye uğratabilecek bir sistem tanıyor muyuz?

Bu konuları ciddi ciddi konuşmanın zamanı geldi… Kişisel Gelişim elbette iyi bir şeydir ama, „aldığınız gıdalar“ organik olmak şartıyla!.. Dışarıdan yapılan tercümeleri hiçbir filitreye tabi tutmadan alırsanız Midyat’a pirince giderken sadece evdeki bulgur gitmez, kalpteki iman da tehlikeye girebilir!

Bizim entellerimizi böylesi hikayeler sıkar; bilimsel takılmak isterler. Güzel de… Bu hikayelerin anlattığı konuların mübadili bilim dünyasında henüz emekleme aşamasında… Bunlar öyle sadece „Sır“ kitapları veya „Çekim Yasası“ na yaslanarak açıklanabilinecek konular değildir!
Kuantum’un arkasına saklanarak da, modern hurafecilik yapmanın bir anlamı yok! Kuantum alanı neredeyse yüz yıldır sahanın en ünlü fizikcileri tarafından ele alınmasına rağmen bir netliğe kavuşamamış önemli ama karmaşık bir konudur.
Heisenberg, sistemi „Belirsizlik yasası“ diye tanımlarken, Einstein, buna „Tanrı zar atmaz“ diye itiraz eder. Erwin Schrödinger, kutunun içine koyduğu kediyi göstererip „Yaşıyor mu, öldü mü? Sorusunu sorarak „elliye elli“ formulünü ortaya atarken, Davit Bohm, temeldeki „bütünlük“ olgusuna vurgu yapar… Bu karmaşadan istifade ederek çok kişi bu alanı istismar edebilmektedir. Ateistinden pantaistine, dinsizinden vahdeti vucutcusuna kadar herkes kendine bir alan bulmakta ve muhteşem mekaniği iyice anlaşılamaz duruma sokmaktadırlar… Hiç bir emek sarfetmeden kuantum adını kullanan modern üfürükcüler de işin cabası…

Biz şimdi bunları bırakıp kendi alanımıza dönelim. İbrahim Ethem’in dediği gibi: „Bunca anlaşılır şey varken, anlaşılmayan şeylerle uğraşmanın bir anlamı yok!“
Yukarıda yarım bıraktığımız hikaye anlaşılabilen bir hikaye ve sorulan sorunun doğru cevabı da bizi; „Sarsılmaz Bilgi“ ye ulaştıracak bir sorudur!
Allah, „Kim zerre kadar hayır işlerse karşılığını alacak. Kim zerre kadar şer işlerse karşılğını alacaktır“ /Zilzal 7-8/ diye bizleri Kur’an’la Kur’an’a çağırıyor…

Hidayet Kayaalp

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

facebook
error: Content is protected !!
Kilim Gazetesi

Kostenfrei
Ansehen