Yaşam
Giriş Tarihi : 28-04-2021 19:32   Güncelleme : 28-04-2021 19:48

TÜRK ERMENİ İLİŞKİLERİNDE TARİHSEL GERÇEKLER

Güven Toymaz'ın moderatörlüğünde gerçekleşen online panelde Türk Ermeni ilişkilerinde tarihsel gerçekler masaya yatırıldı

TÜRK ERMENİ İLİŞKİLERİNDE TARİHSEL GERÇEKLER

Esslingen Nürtingen TOAB Derneği Başkanı Güven Toymazın organize ettiği online panele birbirinden değerli konuklar konuşmacı olarak katıldı. Eski Viyana Büyükelçisi Ümit Yardım, Sakarya Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Haluk Selvi ve Stuttgart Eğitim Ataşesi Ümit Yardım Türk Ermeni ilişkilerinin tarihsel gelişimini anlattılar.

Tarihsel gerçeklerin dile getirildiği konuşmalardan satır başları:

Stuttgart Eğitim Ataşesi Dr. Ümit Kaptı
"Sayın Prof Dr. Haluk Selvi‘yi Almanya ‘da dinlemekten onur duyuyoruz. Yurt dışında yaşayan Türk toplumundan sorular alıyoruz. Çok fazla bilgi aktarımı ile karşı karşıyayız. Türk toplumu arasında dolaşan yanlış bilgilerin cevabının bugün burada verileceğinden eminim. Bu her yıl önümüze konan çok önemli konuda, birçok açık soruya cevap vereceğinden katılanlar açısından çok faydalı olacağını düşünüyorum.
Bu vesile ile Türk toplumunun 23 Nisan Ulusla Egemenlik ve Çocuk Bayramını kutluyorum. Son olarak bölgemiz derneğini örnek çalışmalarından dolayı kutluyorum"

Prof. Dr. Haluk Selvi
Prof. Dr. Selvi konuşmasına katılımcıları ve organizasyonu gerçekleştiren ESSLİNGEN NURTİNGEN TOAB Derneğini selamlayarak başladı.
Prof. Dr. Selvi konuşmasına şöyle devam etti: "24 Nisan ‘a kilitlenmiş akademisyenler olarak, her yıl Türkiye gibi bizlerde de 24 Nişanlarda önemli hareketlilik başlar.
Acaba bu sene hangi parlamento kabul edecek diye merak ederiz.
Beklemek yerine, bu konudaki akademik çalışmalara süreklilik katmak gerekiyor. Sakarya üniversitesinde bu yüzden bir araştırma merkezi kurduk. Ve o günden bugüne birçok akademisyen arkadaşımıza doktora tezi yaptırdık. Sahaya katkı sağladık.

Türk Ermeni ilişkileri bin yıllık bir tarihe dayanmasına rağmen, bugün karşılaştığımız iddiaların temelinde 1915 olayları var.
Türk – Ermeni ilişkileri aslında birinci dünya savaşından önce gerilmeye başlamıştı. Aslında olayları Sultan Abdülhamit döneminden itibaren almamız ve incelememiz gerekiyor. Ermeni terörü ve uluslararası propagandanın ve büyük güçlerin daha o yıllarda nasıl aracı olduğunu kavramak gerekiyor.
Yani birinci dünya savaşına kadar olan seyri görmek lazım. Bu genel tabloyu görmeden tek başına 1915 olaylarını ele almak gerçekten bizi hatalı bir neticeye götürür. Yani Ermenilerin bir talebi yokmuş gibi, durup dururken Osmanlı devleti Ermenileri sevk ve iskan etmiş gibi bir tablo gözükür.
Bugün anlatacağımız, tarihsel süreç içinde Türk-Ermeni ilişkileri 19. Yüzyılın son çeyreğinde gerilmeye başlayarak, 1. Dünya savaşındaki olayların ortaya çıkmasına sebep olmuştur.
Belgeleriyle, delilleriyle ortaya koyuyoruz ki, bu bir soykırım değildir.
Ermeniler, büyük devletler tarafından bağımsız Büyük Ermenistan devletini kurması için organize edilmiştir. Erzurum, Bitlis, Van, Trabzon, Adana kadar olan bölgede bu devleti kurmak istemiştir. Osmanlı bunun neticesinde savaşı kaybetmemek adına tedbirler almıştır"

Konuşmasının devamında 1000 yıllık Türk-Ermeni ilişkilerini anlatan Prof. Dr. Haluk Selvi, Doğu Anadolu‘ daki Ermeni varlığının dilleri ve dinleri üzerine de açıklayıcı bilgiler verdi.
Prof. Dr. Selvi: "Bazı dünya devletleri gibi birçok farklı gruptan oluşan Ermenilerin içinde, bir grup kendilerini Hayk ismi ile tanımlamıştır. Bugün bizim Ermeni-ler olarak tabir ettiğimiz grup bu gruptur.
Bu grup kendilerini Hz. Nuh Aleyhi selamın torunu olan Hayk'ın soyundan geldiklerini iddia ederler. Bu şekilde tarihi varlıklarının başladığını iddia ederler. Bu şekilde Doğu Anadolu ‘nun en eski sahipleri tezini inşa etmeye çalışırlar. Tarihte benzer tezleri savunan birçok millet vardır. Böylece kendilerini güçlü ve kalıcı olmaya inandırmak isterler. Çocuklarının geleceğini teminat altına almaya çalışırlar. Bunu her devlet dener.
Bu duruştan yola çıkarak kendi tarihimizin büyüklüğünü okudukça gelecekte daha büyük işler yapma azmini kendimizde bulabiliriz.
Mustafa Kemal Atatürk’ un söylediği gibi „Türk gençliği tarihte ne kadar büyük işler yaptığını okudukça, geleceği inşa etme konusunda da daha azimli ve kararlı olacaktır.

Ermeniler, „Urartular bizim atamızdır “derler. İlkçağda Doğu Anadolu’da kurulan en büyük medeniyet Urartulardır. Van Urartuların başkentidir.
Oysa tarihçiler ve arkeologların yaptığı araştırmalarda, Urartular ile Ermenilerin dil ve kültür açısından herhangi bir benzerliği yoktur. Yazı ve dil anlamında herhangi bir benzerliği yoktur. Bu açıdan da dil ve yazı çok önemlidir. Bir milletin geçmişi ve geleceği açısından sahip çıkacağı en önemli unsur dil ve yazıdır. Dil demek, millet demektir.
Ermenilerin eski zamanlardan beri konuştuğu dil Ermenicedir. Haylar da Ermenice konuşuyorlardı. Ve kendilerinin de bir Ermeni yazısı vardır. Bunun Urartuca ile bir alakası yoktur. Kullandıkları dil Hint Avrupa dil grubuna girer. Kürtler Ural Altay dil grubundandır. Urartuların dil grubuyla bizim dilimiz yakınlık gösterir.

Ermeniler Hristiyanların ayrı bir grubuna mensupturlar. Gregoryen mezhebidir.
Doğu Anadolu bölgesinde Prens Tigran yönetiminde varlığı 75 yıl süren Ani Ermeni krallığı dışında bir bölgede başka bağımsız ve güçlü bir Ermenistan devletinden söz etmek mümkün değildir. Türkler, Doğu Anadolu’yu Bizans’la savaşarak almışlardır. Hatta Ermenileri Bizans elinde ezilmekten, katledilmekten kurtarmışlardır.
Ermenilerin karakterleri yaşadıkları coğrafyada güçlü olan devlete tabii olmaktır. Bir dönem Türklerle birlikte çalışmışlardır.
Türklerin hoşgörüsü sayesinde, Ermeniler dilini, dinini özgürce yaşamışlardır.

Türkler Anadolu’ya geldiklerinde Sivas’ın batısında Ermeniler yoktu.
16. ve 17. yüzyılda Türkler Şaşani’lerin Zulmü altında ezilen Ermenileri İzmit ve Adapazarı çevresine yerleştirmişlerdir.
Fatih Sultan Mehmet Ermeniler bir kilise verdi. Ermeni Patrikhanesini açan Fatih Sultan Mehmet Han ‘dir. O bir dünya imparatoruydu ve İstanbul’ u bir dünya şehri yapmak istiyordu. Bilim, kültür, medeniyet ve ticaretin başkenti yapmak istiyordu. Ve yaptı. Bunu yaparken Ermenileri Ortodoks kilisesinin baskısından kurtardı. Katoliklere ayrı bir kilise hakkı Verdi. Yahudilere ayrı bir yönetim şekli verdi. Dinler arasında dengeyi kurdu.
Zaman içinde Ermenilerin dilleri Türkçeye dönmüştü. Bir Anadolu kasabasında bir Ermeni ve Türk’ü birbirinden ayırmak mümkün değildi. Bunu Alman Seyyah Moltke aynen böyle tanımlıyordu.

Ermeniler siyasi bir yönetim merkezinden yoksundular. Merkezi bir yönetim şeklinden mahrum olan Ermenler için kilise bir yönetim merkezi olmuştur. Ermenileri yöneten dini ve siyasi merkez hep kiliseler olmuştur. Bu yüzden Ermeni tarihi içinde kiliselerin önemli bir yeri vardır.
Osmanlı devleti yönetiminde birçok azınlık vardı. Osmanlı bunların hepsine yaşama şansı verdi.
Osmanlı bir soykırım hareketi uygulamış olsaydı, bugün Süryanilerden, Yezidilerden, Kafkasya’daki topluluklardan, Balkanlarda Bulgarlar‘dan, Sırp devletinden bahsetmek mümkün olmazdı.
500 yıllık dönemin en güçlü olduğu dönemde kimse karşısında duramazdı, suçlayamazdı.
Türkler yasağıdı coğrafyanın tümünde "İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın “ mantığı ile hareket etmişlerdir.
1299’dan 1878 yılına kadar Osmanlı döneminde Ermeniler ile ilgili önemli bir sorun göze çarpmadı.

İbn_i Haldun ‘un ifade ettiği gibi „devletler de tıpkı insanlar gibi doğar, buyur, yaşlanır ve olur “

1917 ve 1927 yılları arasında Doğu sorunu „Türkler idaresi altında yaşayan Hristiyanları kurtarma operasyonu „ olarak ilan edildi.
Rumların bu isyan süreci diğer gayri Müslim unsurlar tarafından bir model olarak görüldü.
Bulunduğun bölgede isyan çıkaracaksın. Silahlanacaksın.
Avrupa devletlerini, başını arkana alacaksın. Gücünü arkanda hissedeceksin.
Büyük bir devletin desteği ile bağımsız olabileceksin.

Rumlara da bağımsızlığını veren Ruslardır. Edirne anlaşması ile Yunanistan’a bağımsızlığını Ruslar vermiştir.

1828 yılından 1878 yılına kadar Sırplar, Bulgarlar, Karadağlılar ve Romenler Osmanlı devletinde ayaklandılar. Ama Ermeniler bu 50 yıl içerisinde Osmanlı Devleti ‘ne karşı herhangi bir ayaklanma eylemi içinde bulunmadılar.
Bu 50 yıl içinde Osmanlı Devleti içindeki Ermeniler Milet’i Sadıka olarak nitelendirildi.

1978 yılında imzalanan Berlin anlaşması ile adeta Osmanlı parçalanıyordu.
Ermenistan bu toplantıda durumdan istifade ederek Doğuda bir devlet kurmak istiyordu.
Bu dönemde Osmanlının en büyük düşmanı Rusya'ydı.

Osmanlı devletinde nüfus sayımı ilk defa 1830 da yapıldı. Sadece erkekler sayılmıştı. Sırasıyla 1856 ve 1894 sayımları yapıldı. Millet sistemi denilen bu sayımlarda hangi şehirde ne kadar Müslüman ne kadar Ermeni Rum Yahudi yaşıyor ortaya koyuyordu.0.37 min
Osmanlı devleti Müslümanları tek bir millet olarak görür.

Birinci Dünya savaşından önce 1914 yılında Osmanlı Devleti bir nüfus sayımı yaptırmış. Bu sayıma göre Ermeni nüfusunun sayısı 1 Milyon 1 milyon 295 bin olarak kayıtlara geçmiş. Bunlar resmi kayıtlara geçmiştir.
Rumların sayısı daha fazladır.
Bu tarihte Osmanlı nüfusu 18 Milyondur.
Ermeni nüfusunun en yüksek gösterildiği kayıtlar Fransız sarı kitabındadır. Orda da Ermeni nüfusu 1 milyon 650 bindir.

Berlin anlaşmasından eli boş dönen Ermeniler, daha sonra doğuda federasyonla başlayalım dediler. Nüfus propagandası bunun için önemli bir araçtı.

Dış politikada büyük güçler istediği yeri görür. İngilizler ve Fransızlar için Doğu politikasında son halka Ermeni meselesi idi.

Gletstone ile başlayan İngiliz politikası Osmanlı için bir dezavantajdı.
Gleststone tüm ingliz siyasi düşüncesini değiştirdi.
Bu suretle 1878 yılında bir konvensiyon anlaşması ile Kıbrıs adasını İngilizlere bıraktı.
Neredeyse 1960 yılına kadar İngilizler orada hâkimiyet sağladılar.

İngilizler Doğuda Osmanlıyı parçalayarak küçük devletler kurmak istiyorlardı.
Ermenistanın yanında Kürdistan devleti kurmayı ilk o zamanlarda düşündüler.
Kürdistan ilk o zamanlar da Rusya ve İngilizler tarafından bir proje olarak ortaya çıktı.
Türkmen aşiretlerimizi Kürtçe konuştukları için saflarına çektiler.
Bu da bizim „Dil demek millet demek “vurgumuzun ne kadar haklı olduğunu gösteriyor.

Karakeçili Türkmen aşiretlerinin en önemli koludur. Ama Kürtçe konuşuyor diye kendini Kürt olarak tanımlıyor.
Maalesef bizler orda dil ve kültür politikaları oluşturamamışız. Bu da bizim eksik olduğumuz alanlardan birisi olarak karşımıza çıkıyor. Ruslar ve İngilizler gelmiş bu araştırmayı yapmış oradaki devlet olarak biz yapamamışız.

Osmanlı devletinde bütün ayrılıkçı hareketler, ilk önce kültür çalışmaları ile başladı.
Ruslar Bulgar dili ve tarihi üzerine araştırmalar yaptılar ve dediler ki siz ayrı bir milletsiniz, Türk değilsiniz. Siz Slav ırkındansınız. Dilinizi dininizi öğrenin ey ahmak Bulgarlar diye hitap ettiler.

Doğuda da ilk Ermeniler arasında da ilk ayrılıkçı hareketler kültür çalışmaları ile başladı.
Dil ve kültür çalışmaları bir mileti inşa eder, ayağa kaldırır.

Patrik Hrimyan‘nın ( patrik hayrik) 1978 de Van‘ da verdiği vaaz çok meşhurdur.
Bu vaazda silahlanmayı teşvik eder.
Ermenilerin tarihte iki babası vardır. Biri öz babası ikinci bu Patrik Hayrik’tir. Balkan savaşlarında Bulgarlar Sırplar ve Yunanlar Osmanlı devletine karşı savaşırken dağdaki Ermeni komitacılar Bulgar ordusu içerisinde Osmanlıya karşı savaştılar.

Arşivlerimizde bu Ermeni komitacıların katliamlarını gösteren binlerce belge var.
Bu çetelerin birinci özellikleri sivil vatandaşları ayırmaksızın öldürmek birinci özellikleri idi.

Balkan savaşları sırasında Osmanlının 500 yıllık şehirleri Selanik, Üsküp Kosova Manastır Edirne boşaltıldı. Mirası İki yıl içinde sökülüp Anadolu’ya atıldı. 2 Milyon insan Anadolu’ya göç ettirildi. Avrupa da bu süreçte bir tek satır yazılmadı.
19. Yüzyılın en büyük insanlık dramına intikam hırsıyla seyirci kaldılar.

Balkanlardan sonra 1913 Yeniköy anlaşması ile Doğu Anadolu meselesini çözmeye çalıştılar.

1. Dünya savaşının çıkması ile Taşnak ve Hıncak cemiyeti Anadolu’da Ermeni devleti kurma kararı aldılar.
Osmanlı 1. Dünya savaşına Boğazları ve Anadolu’yu korumak amaçlı katılmak zorundaydı.

Sarıkamış harekatının başarısızlığının en önemli sebep askerin lojistik destek alamamış olmasıdır. Çünkü Ermeniler ikmal ve haberleşme yollarını kesmişti.

Van 15 Mayıs 1915 tarihinde düştü. Manukyan isimli bir Ermeni vali atandı.

Osmanlı devleti 24 Nisan 1915 de Van kuşatması sırasında bir karar aldı.
Ermeni komitacıların tutuklanmasını emretti.
Taşnak ve Hıncak partileri kapatılmış ve 235 komitacı tutuklanmıştır. Bugünü soykırımın başlangıcı olarak ilan etmiştir Ermeniler.

Bugün Türkiye ‘deki bir parti Parlamentoda yer alan ve bu devletin maaşı ile beslenen bu taife çıkmış Türkiye Cumhuriyeti devletine karşı aynı mantıkla hareket ediyor. Türkiye‘ deki özgürlüklere bakın siz..
Bu hareketlerden masa olarak kullanılan Ermeniler zararlı çıkmışlardır.

Sevk ve iskan kararı 27 Mayıs 1915 da alındı. Biz buna 1919 da tehcır dedik.

Bu kararla Anadolu’da bulunan 900 bin Ermeni’den 600 bini yerinden oynatıldı. Güneye sevk edildi. 350 bin Ermini ulaşması gereken yerlere ulaştı. Bir kısmı firar etti. 55 bin Ermeni hayatını kaybetti.

Osmanlı devleti en zor döneminde Ermenilerin sağ sağlım yerlerine ulaşması için 2 Milyon lira bütçeden para ayırdı. Ermenilere saldırı olmasın diye korumalar altında yerlerine ulaştırıldı.
Yine kendi bölgeleri içerisindeki Halep, Zor, Beyrut bölgelerine yerleştirildi.
Soykırım dedikleri karar budur.
Dünya savaşında, dünyada 350 Bin Ermeni hayatını kaybetmiştir. 100 bine yakın Ermeni Osmanlıya karşı savaşırken Rus ordusu içerinde olmuştur. Bir kısmı diğer cephelerde Osmanlıya karşı savaşırken olmuştur.

Ermenilerin zaten savaştan önce Osmanlı devletinde 1,5 milyon nüfusu yoktur.
Ve İstanbul‘daki Ermeniler yerinden oynatılmamıştır. Osmanlı devletinde 22 Ermeni Paşa var. 5 Ermeni bakan görev almış.
1914 de Fırsatçılık yapmak isteyen komitacılar Ermeni halkını perişan etmişlerdir. Soykırım ile ilgili hiçbir toplu mezar gösterilememiştir.

Savaş sırasında Kafkasya da dahil bir milyon Müslüman Ermeniler tarafından katledilmiştir. Biz toplu katliamlarla ilgili mezarları gösteriyoruz. Ermenilerin gösterdiği resimler Müslümanlara ait olduğunu görüyoruz. Ermeniler, Ruslar tarafından kandırıldıklarını 1916 yılında anladılar.
Kazım Karabekir derki: 12 Mart 1918 Erzurum’a girdiğimde sadece sokak ortasında saydırdığım ceset sayısı 7.500'dur.
Bugün Güneydoğu Anadolu’da insanları ve çocukları katlettikleri için onur madalyası veriyorlar.
Tek çözüm: Türk Güçlü olacak, Türk ayakta olacak Türk diri olacak.
Siyasi, iktisadi, askeri yönden güçlü bir “Türkiye güçlü bir Türk Diasporası“bu meselede en önemli çözüm ve hareket yönüdür. Başka çözüm yolu yoktur. Bunları parlamentolara alıp her 24 Nisan da Türkleri küfredecekler. Biz Doğu Anadolu’yu versekte toplanıp bize yine küfredecekler. Verilecek tavizimiz yoktur.
Hiçbir millet çocuklarını bu itham altında yetiştirmek istemez. Burası kırılma noktasıdır, bizim kırmızı çizgimizdir.

Ermenileri dünyada iki kısma ayırıyoruz. Birincisi Ermenistan’da yaşayan Ermeniler 2,5 milyon civarında, diğeri dünyanın dört bir yanında yaşayan Diaspora Ermenileri ise 4- 4,5 milyon civarında.
Ermenistan Cumhuriyeti zayıf ve ayakta duramayacak vaziyettedir. Bizim küçük bir vilayetimiz gibidir. Ancak Ermeni diasporası örgütlenmiştir. Fransa ve ABD’den sonra Almanya’da da örgütlenmeye başlamıştır.
Dünya da en örgütlü diaspora Yahudi ve Rumlardır. Sonra Ermeniler gelir.
Lozan anlaşmasından sonra bizim için Ermeni meselesi bitmiştir. Sınırlar belirlenmiştir. Fakat diaspora için bu böyle değildir.
Tek hedefleri soykırımı kabul ettirmektir. Bunun için kültür ve eğitim alanında 70 bine yakın Ermeni soykırımı ile ilgili kitap, makale, yayın yapmışlardır.
Türkiye’de 1985 yılında Ermeni sorunu ile ilgili sadece iki kitap vardı. Asala suikastları ile yapmamız gerekenleri anladık.
Yapacağımız şey kültür eğitim faaliyetleri ile kendi tarihimizi ayakta tutmak için dil çalışmaları şart.
Dünyanın dört bir tarafına yayılmış Türkler için dil çalışması, kültür çalışması ve tarih çalışması yapmamız gereklidir. Aksi takdirde yaşanılan toplum içinde çocuklarımız eriyip gideceklerdir.

Biz biz olmaktan çıkacağız. Dini ve manevi değerler de en başta gelir. Bunlar hassasiyetimiz olacak ve bir arada olmaktan mutlu olacağız. Derneklere destek vereceğiz. Dernekleşmek çok önemli.
İçinde bulunduğunu ülkenin siyasetinde yer almak, okumak ekonomisinde bulunmak, yardımlaşmak ve o ülkenin oy kullanan insani olmak çok önemli.

Haksız ithamlar içinde kalmak istemiyorsak, gücümüzü göstermek istiyorsak, sesimizi duyurmak istiyorsak Bir arada olmak zorundayız, berber yürümek zorundayız.
Çocuklarımıza yüksek tahsil yaptırmak zorundayız.
Soykırım tabiri ilk defa 1948 yılında Birleşmiş Milletler tarafından tanındı" ifadesini kullandı.

Prof. Dr. Haluk Selvi Türk Tarih Kurumu, Bilim Kurulu üyesi, Sakarya Türk-Ermeni İlişkileri Araştırma Merkezi kurucusu ve 2010 yılından beri Sakarya Üniversitesi, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bölüm başkanlığı görevini yürütmektedir.
Prof. Dr. Haluk Selvi yakın dönem Türk tarihine yönelik çalışmalarıyla tanınıyor.

Emekli Büyükelçi Ümit Yardım
Şu an aktif siyasette hizmet veren Emekli Büyükelçi Ümit Yardım; "Bu önemli günde çok yararlı ve değerli bir konuşma oldu. Biri iki konu başlığında görüşlerimi bildirmek isterim.
Biz bugüne kadar ki tarihi ve siyasi tezlerimizde haklıyız. Konu ile ilgili tüm tezlerimizde haklıyız. Yapmamız gereken ilave işler olabilir. Bir Türk vatandaşı olarak geçmişten günümüze baktığımızda tarihin ve bu meselenin bize getirdiği sorumlulukların tamamını yerine getirdiğimiz kanaatindeyim.
Biz Lozan’dan sonraki süreçlerden bugüne kadar, uluslararası toplantılarda veya tazminat görüşmelerinde her konuda veya son olarak Zürich protokolleri çerçevesinde tarih ile yüzleştik. Bu konuda kimsenin Türkiye‘ye söyleyeceği bir şey yoktur. Yüzleşmeleri gereken başkalarıdır. Onlar da propaganda ve siyasi istismarın arkasına saklanmaktadırlar. Hiç kimsenin zihninden veya psikolojisinden en küçük bir acaba diye bir şey akıllarından geçirmemelidir. Bizler de buna müsaade etmemeliyiz. Buna kimsenin hakkı da yoktur.

Bugün geldiği nokta itibarı ile Başkan Biden beklenen açıklamayı yaptığı takdirde bu işin dönüşü yoktur. Bu gerçek bir tarihi kırılma noktasıdır.
Amiyane tabiri ile Türkiye‘yi küçük bir nazi devletine benzetmek istemektedirler. Bu kabul edilemez.
Soykırım sadece İsrail için 1945 için geçerli tanım ve tanımlamadır. Ruanda Yugoslavya Bosna da da gibi başka ülkeler için kullanılsa da literatüre girebilmiş değildir. Şimdi bu terimi Nazilere ve Türklere atfedecekler.

Bu konuda yapabileceğimiz daha yüzlerce iş vardır. Fakat bu konuyu gerçek bir beka konusu olarak görmek lazımdır. Çocuklarımız ve torunlarımızı ilgilendiren bir konudur.
ABD alınan karar ile diğer ülkelerin parlamentolarında alınan kararlar arasında fark olduğunu düşünüyorum. ABD‘nin aldığı bu kararla ileride Birleşmiş Milletler bile üzerimize gelebilir. ABD farklı bir konumdadır. Dolayısı ile bu konuyu ciddiye almalıyız. Bu resmi bir mesele değil, bir millet meselesidir.

Bu güne parti politikası olarak değil devlet politikası olarak ele almak lazımdır. Bu konuda ayrımcı davranan malum partilerin dışında geniş bir çevrede mücadeleyi sürdürmemiz gerekmektedir.

İçimizdeki o malum siyasi çizgi yaptığı açıklamalarla benim anlayışımda adeta Sevr anlaşmasının küçük bir örneği olarak tarihe geçmiştir. Ve millete tarihe ihanetin ne anlamına geldiğini bilmek isteyen her Türk ve Kürt vatandaş bugün o partinin merkez karar yönetiminden çıkan o belgeyi okuduğunda Sevr ruhunu ihanetin ne anlama geldiğini anlayacaktır.

Son olarak utanacak, korkacak, endişe edecek bir konumumuz yoktur. Doğu Anadolu konularını da konuşmaya hazırız. Kaçan taraf hiç bir zaman Türkiye olmadı.
Çünkü Ermenistan ceza yasaları dahi, bu konunun Ermenistan içinde bile tartışmaya müsaade etmemektedir.
Çağrımız; gelin Kafkaslardan Balkanlardan sürülen 5 milyon Türk hangi şartlar altında bu ülkeye geri döndüler. Tartışıp yüzleşelim. Doğu Türkistan, Latin Amerika, Asya’yı, Çin‘ i, Afrika’yı hepsini tartışalım.  Bir bütün içinde tartışabiliriz. İsterse Birleşmiş Milletler ev sahipliği yapsın. Bütün insanlık olarak her şey ile yüzleşelim.
En başta Afrika’dan başlayarak tartışalım" diye konuştu.


1985'te Dışişleri Bakanlığı'nda göreve başlamış olan Ümit Yardım, Gümülcine görevinin ardından  2008-2010 yılları arasında Stuttgart başkonsolosu görevinde bulundu. aha sonra, Tahran, Moskova ve Viyana büyükelçiliği ile  Dışişleri Bakanlığı Kültür, Doğu Avrupa ve Asya İşleri Müsteşar Yardımcısı görevlerinde bulunan Ümit Yardım emekliye ayrılarak aktif siyasete atıldı. Ümit Yardım, 25 Aralık 2019 tarihi itibarıyla Gelecek Partisi Dış İlişkiler Başkanı olarak partinin genel başkan yardımcısıdır.

Esslingen Nürtingen TOAB Başkanı Güven Toymaz
Esslingen Nürtingen TOAB Güven Toymaz ise konuşmasında şu ifadelere yer verdi: "Her sene bu ve buna yakın tarihlerde Ermeni lobisi tüm gücüyle Türk düşmanı, Türkiye düşmanı politikacıları da yanına alarak hücum ederler.

“Sözde Soykırım” yalanı ile gündemi meşgul eder. Bu da çıkarları peşinde koşan Avrupa devletlerinin işine gelir. Biden seçimlerden önce bu sözü zaten vermiştir.

Avrupa ‘da yaşayan yaklaşık 5 milyon Türk ve Türk kökenli vatandaşlarımız bu konularda ne yazık ki istenilen bilgiye sahip değildir. Ve haklı olduğu konularda kendini ifade etme zorluğu yaşar.

Daha önceki yıllarda bölgemizde sözde soykırım ile ilgili önemli toplantılar yaptık.
Hatta bu konuda bir de kitapçık çıkardık.

Öncelikle bilmenizi isteriz ki, amacımız kesinlikle politika yapmak değil, aksine politika yapanlara, gerçek tarihin kirli politikalarla değiştirilemeyeceğini hatırlatmaktır.
Ancak bu şekilde yazılı tarihin hiç de çıkarları peşinde koşan bazı Avrupa devletlerinin anlattığı gibi olmadığını anlaşılacaktır.

Her millet kendi tarihini kendi dilinde okumalı ve anlamalıdır. Derken Avrupa’da yaşayan türk toplumunun anadiline ne kadar ihtiyacı olduğu bir kez daha anlaşılmaktadır.
Bu yüzden “Yolumuzu aydınlatan Işık Türkçe “diyoruz.
Anadolu asırlar boyunca üzerinde yaşadığı medeniyetlere ev sahipliği yapmış ve aynı zamanda tarih savaşlarına entrikalarına sahne olmuştur. Vatanımızda bu entrikalardan, savaşlardan nasibini almıştır. Dünyanın süper güçleri her fırsatta ülkemizi bölmeye çalışmışlardır. Bunun nedeni diğer ülkelerin tarih kompleksi ve ülkemizin jeopolitik-jeostratejik önemidir.
Mücadele vereceğiniz konuda ayakta kalabilmeniz, bilinçli olmamıza, ve tarih bilgimize bağlıdır. Bu sayede geleceğinizi teminat altına alabilir, örf, adet ve gelenek-göreneklerinizi kaybetmeden ana vatan dışında da bir toplum olarak yaşayabilirsiniz. Ve Yine bu sayede çocuklarınızı kötü çıkar politikalarından koruyabilirsiniz. Tarihini bilmeden yaşayan toplumların ayakta kalmaları mümkün değildir.

Hiçbir tahrik ve heyecana kapılmadan birlik ve beraberlik içinde insan haklarını ve toplum çıkarlarını ön planda tutarak yolumuza devam edeceğiz.
Yüzüncü yılına yaklaştığımız Cumhuriyetimize mesnetsiz yakıştırmaları yapan politikacılara inat, tarih tarihçilerin işidir diyerek, tarihçilerden dinleyeceğiz. On yargılı politikacılardan değil."