Diğer Habeler
Giriş Tarihi : 16-09-2021 22:18   Güncelleme : 16-09-2021 22:18

Hayatı Olduğu Gibi Yaşamak, Yaşam Tarzım Oldu

Bundan yaklaşık 60 yıl önce 30 Ekim 1961 tarihinde, Batı Almanya'nın o zamanki başkenti Bonn’da imzalanan ''İşgücü Alımı Anlaşması'' ile ilk etapta 2 bin 500 Türk vatandaşı memleketlerini bırakıp Almanya'ya göç etti. Bu ay göç hikayelerinin konuğu; Çetin Acar ve eşi Anna Açar.

Hayatı Olduğu Gibi Yaşamak, Yaşam Tarzım Oldu

Muzaffer Çetin

Bundan yaklaşık 60 yıl önce 30 Ekim 1961 tarihinde, Batı Almanya'nın o zamanki başkenti Bonn’da imzalanan ''İşgücü Alımı Anlaşması'' ile ilk etapta 2 bin 500 Türk vatandaşı memleketlerini bırakıp Almanya'ya göç etti. Aradan geçen süreçte ise Almanya'da siyasetten ekonomiye, kültürden spora toplumun her alanında varlıklarını sürdüren Türk vatandaşları 3,5 milyon aşkın nüfusu ile bugün dördüncü nesle ulaşmış durumda. Bu ay göç hikayelerinin konuğu; Çetin Acar ve eşi Anna Açar.

Öncelikle bize biraz kendinizden bahseder misiniz?         

21 Nisan 1941 yılında İstanbul Suadiye'de doğdum. Ben daha 5 yaşında iken Ankara'ya taşınmışız. İlk ve orta okulu Ankara Etlik semtinde bitirdim. Ankara 1. Erkek Sanat Enstitüsü Kuyumculuk Bölümü’nden Lise diplomamı alarak mezun oldum. Daha sonra bir kuyumcu atölyesinde kuyumcu olarak çalıştım. 1960 ihtilalinden sonra bizim dönemde mezun olan öğrencileri, yedek subay öğretmen olarak askere aldılar. Askerliğimi, Ordu'nun Mesudiye ilçesi Birebir köyünde ilkokul öğretmeni olarak yaptım. Askerden sonra tekrar kuyumcu atölyesinde çalışmaya başladım. Daha önce Almanya'ya giden sanat okulu öğretmenimiz Türkiye'ye tatile gelmişti. Lisede sınıf arkadaşım ve meslektaşım Hasan Kayar ile kendisini ziyaret ettik. Muhabbet esnasında bizde, Almanya'ya gitsek mesleğimizi yapabilir miyiz diye, sorduk. Kendisi de burada öğrendiğiniz kuyumculukla orada zorluk çekersiniz ama, siz gençsiniz daha çabuk uyum sağlar mesleğinizi geliştirirsiniz dedi.

Kaç yılında Almanya'ya geldiniz ve ilk hangi şehre yerleştiniz?

Öğretmenimiz, altın şehri Pforzheim'da bize birkaç kuyumcu firması adresi verdi. Arkadaşımla birlikte tercümana Almanca mektup yazdırarak bize verilen adreslere iş müracaatı yaptık. Abrecht-Keppler firması bizim iş münacatımızı kabul ederek bize tren bileti gönderdi. İstanbul'dan Münih’e geldik. Birkaç aktarma yaparak 10 Nisan 1963 yılında Pforzheim şehrine geldik. Firmada bir yetkili tercüman bizi bir pansiyona yerleştirdi. “Sizi salı günü almaya gelirim” diyerek gitti.  Meğerse o gün Paskalya tatili varmış. Tabi ki biz bilmiyoruz. Daha önce öğretmenimizin bize verdiği bilardo salonun adresini bulduk. Bilardo salonunda, Porzheim Türkspor kurucularından, başkanlık ve yöneticilik yapmış olan ve bize çok yardımı olan kuyumcu, rahmetli İsmail Gürsoy abimizi tanıdık. Daha sonra firmanın bize bulmuş olduğu zemin kattaki kalorifer dairesine taşındık.  

 Farklı bir kültür, farklı bir dil.  Ne tür zorluklar çektiniz?

Büyük şehirde geldiğim için hiçbir zorluk çekmedim. Aynı işimi ve mesleğimi yaptığım için bana, farklı ve zorlu bir iş olmadı. Sadece dil konusunda zorlandım onu da kısa süre içerisinde çözdüm. Ama çok çalıştım. Gündüzleri iş yerinde akşamları da eve, iş getirip gece yarılarına kadar çalışıyordum. Çünkü kuyumculukta çok az para kazanıyordum ve Türkiye'de aileme de para gönderiyordum. 

Almanya'da unutamadığınız anıların oldu mu?

Almanya'daki peynirlerin farklı bir kokusu vardı. O kokuya uzun süre alışamadım ve peynir yiyemedim. Kaldığımız evin karşısında berberin küçük oğlu sürekli bize gelir bizimle konuşmaya çalışırdı. Biz de çocuğu sever kendisine bir şeyler verirdik. Bir gün marketten et aldık eve getirdik kavuruyoruz. O çocuk bize geldi et paketinin üzerindeki yazıyı anlatmaya çalışıyor. Lügati açtık baktık ki domuz eti yazıyor. Tencereyle birlikte eti çöpe attık. O anımızı hiç unutmam.

Komşu kızına âşık oldum:

Arkadaşımla kaldığımız binanın çatı katında boşalan daha büyük daireye taşındık. Odamın penceresi evlerin avlusuna bakıyordu. Karşı binadaki evin penceresinde, bir kızı birkaç kez gördüm. Daha sonrada sokakta da gördüm ama yanında hep genç bir erkek vardı. Meğerse abisi imiş. Bir cuma günü iş yerinde tadilat olduğunda işe gitmemişim. Pencereden dışarı bakarken kızı gördüm tüm cesaretimi toplayarak el işaretiyle aşağıya inmesini anlatım. Daha sonra eşim olacak olan Anna hanımla tanıştık, arkadaş olduk. Arkadaşlığımız derinleşti. Ailesinin bana karşı iyi niyeti ve onayı ile bir yıl sonra 10 Temmuz 1965 yılında nişanlandık. Bu süreçte kayınvalidem, beni hiç yalınız bırakmadı aile hasreti çektirmedi. Nişanlandıktan sonra Anna hanıma, “Ben 5 yıl sonra memleketime dönmeyi planlıyorum. Orada iş yeri açarak bilgi birikimimi ve mesleğimi orada devam ettirmek istiyorum,” diyerek şart koşum. Kendisi de kabul edince 24 Eylül 1966 yılında evlendik.

İkinci Almanya maceranız nasıl başladı?

Büyük kızım dünyaya geldikten sonra 1968 yılında, kader arkadaşım meslektaşım Hasan Kayarla, Ankara Kavaklıdere de kuyumcu atölyesi ve sarraf dükkânı açtık. Üç yıl boyunca 7 çalışanımızla çok iyi işler yaptık. Üç yıl sonra eşimin ailesini ziyaret etmek için Almanya'ya Pforzheima tatile geldik. Gördük ki buradaki şartlar ve ortam çok daha rahat, eşim de kalmak istiyor. Ama benim kalma şansım yok turist pasaportu ile gelmiştim. Eşim pasaportumu alarak yabancılar polisinde bilgi almaya gitti. Almanla evli olduğundan dolayı aile birleşimi nedeniyle tekrar işçi pasaportu aldım ve Ankara’da ki ortağım Hasan Kayar’a iş yerimi devrettim.

Uzun yıllar sporla iç içe yaşadığınızı biliyoruz, bundan biraz bahseder misiniz?  

Almanya'ya ilk geldiğim yıllarda pansiyon arkadaşım Mehmet Keskin, “Biz Futbol Klübü kuracağız aynı zamanda da futbol oynayacağız. Sen de bize katılır mısın?” diye sorunca ben de kabul ettim. Benim Türkspor Klübü ile ilişkim bu şekilde başlamış oldu. 1963 yılında klüb kuruldu ama doğu dürüst top oynamıyorduk. 1965 yılında Dr. Bülent Berkman'nın Başkanlığında kurulan Türk İşçi Derneği çatısı altında Kuzey Baden Türk Futbol Klüpleri arası turnuva maçlarına devam ettik. 1968 yılında Türkiye'ye dönünce klüp çalışmalarına ara verdim. 1969'de Pforzheim Türkspor olarak ismi tecil edilerek Alman liglerinde futbol oynamaya başlamışlar. 1971 yılında tekrar Pforzheima dönünce çalışmalarıma kaldığım yerde devam ettim. 1980 yılında yapılan genel kurulda Türkspor’a Başkan oldum ve aralıklarla 10 yıl başkanlık yaptım. Türkspor Başkanlığım dönemlerde Pfrozheim Türk toplumunu kucaklamak, bir arada tutmak aynı zamanda da gençlerimize sahip çıkıp onları spora özendirmek ve teşvik ederek Türk toplumuna kazandırmak konularında çalışmalar yaptım. Bunları yaparken çok mutlu, hüzünlü ve sıkıntılı yıllar yaşadım. Ligde düşmeler ve şampiyonluklar yaşadım. Bende büyük bilgi birikimi, tecrübe ve anılar bıraktı. Daha sonraki yıllarda klübün Şeref Başkanlığına getirildim.       

Geriye dönüp baktığınızda 50 sene içinde yaşadıklarınızdan neler öğrendiniz?

Çok yoğun çalışarak geçti. Hayatı çalışarak anlamlandırmaya, tanımaya, öğrenmeye çalıştım. Hayatı olduğu gibi zevk alarak yaşamak ve kabul etmek benim hep yaşam tarzım oldu. Hayata yön veremezsin. Çünkü alın yazısı, kader vardır. Hayır da şer de Allah’tandır.

Genç Avrupalı Türklere tavsiyeleriniz, önerileriniz nelerdir?

Türk gençlerinin ilk görevleri, iyi bir tahsil ve meslek eğitimi alarak konumlarını güçlendirmek aynı zamanda da bu topluma uyum sağlayarak faydalı olmak. Sevdiği işi yapan onu bulan genç çok mutlu olacaktır. Benim izlenimlerim gençler, “burayı istemiyorum, kabul etmiyorum, ama burada yaşayacağım” diye bir tezat yaşıyorlar.