Yaşam
Giriş Tarihi : 12-07-2021 10:53   Güncelleme : 12-07-2021 21:07

Dr. Latif Çelik; Türk-Alman Kültür Tarihinin Yorgun Savaşçısı…

Almanya içindeki onlarca taşınmaz Türk izini ve kültürel değer yanında yüzlerce arşiv kayıtlarını ortaya çıkararak iki milletin ortak kültürel mirasına önemli katkılar sağlayan Latif Çelik çalışmalarını gazete, dergi, kitap, konferans, çalıştay ve sempozyumlar ile de bilimsel platformlara taşıyıp insanlığın ortak kültürel mirası haline getirmeyi de başarmış.

Dr. Latif Çelik;  Türk-Alman Kültür Tarihinin Yorgun Savaşçısı…

Bu başlığı attığımıza belki kızacak ama, Latif Çelik’in Türk-Alman İlişkilerinin kayıp tarihimizin izlerini aramaya koyulduğundan beri “yoruldum” dediğini duyan yok çevresinde. 1981 yılında çıktığı iki milletin ortak kültürel mirasını araştırma çalışmaları giderek sevda yüklü bir görev aşkına dönüşmüş onun için.  Avrupa’nın ortasında kaybolmaya yüz tutmuş kültürel mirasın pesinde bir ömür koyan Latif Çelik, 200 bin kilometrelik heyecanlı bir yolculuğu “İnsanlığa hizmet için katlanıyorum” diyecek kadar mütevazi bir kişiliğin sahibi. Türk-Alman ilişkilerinin gizemli dönemlerine müthiş bir yorum ve heyecanlı bir tarif ile anlatan Çelik, bir ömür süren kültür tarihi araştırmalarını akademik çalışmalar ile de taçlandırmış.

 

Almanya içindeki onlarca taşınmaz Türk izini ve kültürel değer yanında yüzlerce arşiv kayıtlarını ortaya çıkararak iki milletin ortak kültürel mirasına önemli katkılar sağlayan Latif Çelik çalışmalarını gazete, dergi, kitap, konferans, çalıştay ve sempozyumlar ile de bilimsel platformlara taşıyıp insanlığın ortak kültürel mirası haline getirmeyi de başarmış. Bitmez tükenmez enerjisi ile 40 yılda 40’dan fazla bilinmeyeni akademisyen camianın çalışmalarına taban oluşturacak konuma getiren Latif Çelik’i başkanı olduğu Kültür, Tarih ve Entegrasyon Araştırmaları Enstitüsü’nde kitapların arasına kaybolmuş şekilde bulduk. Gözlüklerin arkasında gülümseyen yorgun gözler bir kaç saatte bizi de kültür tarihinin aşığı yapmış olmalı ki sizi de sohbete dahil edelim istedik. Latif Çelik’i dinlerken hem kültürel mirasımızdan haberdar olduk, hem de heyecanlı kültürel anekdotlar ile insanlığın ortak mirası olan konuların barış ve dostluğa sağlam bir temel oluşturduğunu farkettik.

 

 

 

Soru:

Avrupalı Türkler size iyi tanıyor, siz kendinizi nasıl tanıtırsınız diye sorabilirmiyim?

Latif Çelik:

Adana doğumluyum ve 1980 yılından beri Almanya‘da yaşıyorum. Gençlik olaylar nedeni ile yarım bıraktığım eğitimi burada tamamladim. Iktisad ve Siyasi tarih alanında eğitim aldım. Zamanla tarih ekseninde uzmanlaşma yoluna gittim. Elbette mercegi uzun yıllar önce Türk-ALman İlişkileri’ne doğrultarak bu alana yoğunlaştım. Yetermi ?

 

Soru:

Yetmez ama evet (gülüyor), Ne zamandan beri yollardasınız, kolay değil yaptığınız iş?

 

Latif Çelik:

Öncelikle kişi yaptığı işi sevmeli. İnsansın yourulursun, ama seni sürekli motive eden bir düşünce olmalı yaptığın işin akrakasında.

 

Soru:

Anladım, beni bu çalışmaya sevkeden bir bir düşünsel içgüdü var demek istiyorsun?

Latif Çelik:

Güzel benzettiniz, her meslek kutsaldır ama ben onca kutsal meslekten oldukça mütevazi bir şekilde bunu seçmişim. Belki de meslekler paylaşıldı veya dağıtıldı, bana da tarihçilik düştü diyebilirim. (Gülüyor)

 

Soru:

Sizin basitleştirerek anlattğınız çalışmalardan 11 kitap ortaya çıkmış, bunun neresi basit, kolay ya da mütevazilik anlamıyorum?

Latif Çelik:

Bir meslek insana öncelikle zevk vermeli, kişinin bir ideali, ortaya koymak istedigi bir eser hayali olmalı. Bir hedefi olmayanın yaptığı iş ya paragözlük adına hummalı bir çalışma ile geçen bir ömür, ya da ne yaptığını farkedemeden geçen bir dünyevi kargaşadır.

 

Soru:

Bekledim tarif edecekmisiniz diye ama kıyısından döndünüz. Nedir sizi modern dönemin Evliya Çelebisi gibi Almanya’nın ücra köşelerindeki kilise arşivlerinde günlerce sayfa karıştırmaya zorlayan?

Latif Çelik:

Kimsenin beni zorladığı yok, ben istiyorum. Çünkü benim bir insan, bir tarihçi ve bir araştırmacı olarak içini doldurmam gereken misyonlarım, mesleğime karşı sorumluluklarım var. Bunlar bana şevk veriyor. Şu an Almanya genelinde gitmem gereken kilise, görmem gereken saray kroniği veya özel arşivler var. Bazıları 3-5 yıldır bekliyor.

 

Soru:

Misyonunuzu merak ediyorum?

Latif Çelik:

Kişi en iyi çalışmayı sevdiği, hayal ettiği alanlarda yapabilir. Ben Türk asıllı bir Alman, Türkiye’den gelen, Almanya’da kalan bir akademisyenim. Ülkenin en kökü eğitim kurumların imkanlarını kullanabiliyorum. Türkiye’de doğan, gençliğini doya doya yaşayan, 80’li yılların kargaşasında Almanya’ya savrulup bütün olumsuzlukları iliklerine kadar yaşayarak bu ülkede ayağa kalkmayı başarabilen biriyim. Burada bir çekirdek aile, sevdiği meslekte kariyer ve kendi işinin fikir babası olabilme imkanına kavuştum. Bunların bana yüklediği bir sorumluluk var. Daha çok araştırmak ve sonuçlarını insanlık ile paylaşmak benim  çalışmalarıma değer biçtiğim, haz duyduğum andır.

 

Soru:

Pekiyi bunlar yetmez mi?

Latif Çelik:

Yetmez tabi, benim iki ülkeye ve iki kültüre de borcum var, bunu çalışmalarım ile ödemeliyim. İki ülkenin karşılıklı ilişkileri biliniyor ama, çok yüzeysel. Bunların derinliğine inip, kültürel kodlarını ortaya koyarak karşılıklı ilişkileri kullanabilecek bir zemine taşımayı arzu ediyorum.

 

Soru:

Bu söyledikleriniz aynı zamanda siyasetin işaretini veriyor?

Latif Çelik:

Ben siyasetçilere uzağım, ama onlar benim çalışmalarımdan faydalanmak isterlerse memnun olurum. Son dönemde bilimsel değil, yüzeysel bir gözlük üzerinden söylem geliştirildiği için heyecanı yüksek ama içi boş, afaki ve anlamsız cümleler kurulmaya baslandı. Bilim insanı ortaya koyduğu ile değerlendirilir.

Soru:

Türk-Alman İlişkilerinde “Kültür Tarihi” diye bir söylem geliştirdiniz, bunu nasıl basardınız?

Latif Çelik:

Tarih, geçmişin bütün olup bitenlerinin içinde saklı olduğu bir sandık misalidir. Bunun içinde savaşlar, barışlar, antlaşmalar, ticaret, askeri, sanat ve endüstriden tutun da bilmem diger bir çok ilişkiler yumağına kadar uzanan herşey vardır orada. Ama, o sandığın içindeki zamanı geçmiş sanılan her olay tarihi oluşturur.

 

Soru:

Buradan nereye geleceksiniz?

Latif Çelik:

O sandık aynı zamanda senin kültürel mirasındır, yaşadıkların, hayallerin ve herşeyin vardır orada. Yani oradakilerin bazılarını alıp bir kısmını hiç görmezden gelemez, hiç üstünü açmadan bırakamazsın. Şöyle bir tarif ile dillendireyim, “Tarih, sevdikleriyin alınıp, sevmedikleriyin orada bırakılabileceği bir elbise dolabı degildir. Oradaki herşey senindir

Soru:

Türk-Alman ilişkilerinde derin ve uzun ama heyecan verici konulara değiniyorsunuz. Bu alandaki eserlerinize okuyucuların ilgisi ne durumda?

Latif Çelik:

Bizim alan ryting’den pek hoşlanmaz. Bilimsel tarihi siyasete zorlamak ise insanların tarihe olan ilgisini alıp başka mecralara götürür. Dolayısı ile bildigi kadar konuşan, sakince anlatan ve kimse için bilgiyi egip bükmeyen biriyim.  Maganzilsellekten uzak çalışmalara odaklanıyorum. Çalışmalarım elbette kitap ve yayın olarak çeşitli kurumlar tarafından yayınlanıyor ama, tarih ile magazini birbirinden uzak tutmaya çalışıyoruz. Bizim alanda olup ta medyada sıkça yeralmaktan hoşlananlar olsa da bilim insanı ortaya koydukarı ile gelecek nesillerere birşeyler bırakabilenlerlerdir. Bütün gayretimiz Türk-Alman ilişkilerinde bu güne kadar ortaya koyulmayanları günyüzüne çıkarıp insanlığa sunabilmektir.

 

Soru:

Almanya’daki Türk kültürel mirasına ilgi duyan ve bu alanda  çalışmalar yapmak isteyenlere de örnek oldunuz?

Latif Çelik:

Kurmuş olduğumuz özel tarih enstitüsü ile çoğunluğu Alman, 30‘dan fazla Türk-Alman ilişkileri alanında çalışma yapan genç araştırmacıya destek olduk. Türkiye’den Almanya‘ya son 20 yılda 400’den fazla tarih ve sosyal bilimcinin gelmesine, burada çalışmalar yaparak inceleme, araştırma, konferans ve panellerde sunum yapmasına imkan sağladık. Doğrusu bir yol açıp, imkan sağlayıp öncü olduk.

Soru:

Bütün bu çalışmaların finansmanını nasıl sağlıyorsunuz, yaptığınız çalısmaların profesyonel karsılığı çok da kolay değil?

Latif Çelik:

Bireysel çalışmalarımı tamamen kendisi finase eden ve bu konuda hiç bir kurumdan destek aramayan biyiriyim. Program ve projemizi ortaya koyarak öncelikle bilimsel kuruluşlar ile paylaşırım. Su ana kadar bir çok çalısmamızda akedemik anlamda Almanya ve Türkiye’nin kurumları  çalışmalarımıza sahip çıkıp alan açarak imkan sağladılar.

Soru:

Sanırım Würzburg Üniversitesi en önemli destekçiniz?

Latif Çelik:

Almanya içinde evet, üniversitenin birçok imkanını kullanabiliyoruz. Bu alanda iyi işler çıkardığınızı gören akademik kurumlar Almanya’da size gerçekten destek olurlar. Türk-Alman ilişkileri öncelikle daha çok araştırmacıya ihtiyaç duyulan bir alandır. Olumlu yaklaşımlar giderek artıyor. Yeni araştırma projelerini hayata geçirerek iki ülke ilişkilerine olumlu katkılar sağlamak istiyoruz.

 

Soru:

Türkiye ile Almanya arasında her 3 yılda bir yapılan sempozyumlar ile neyi amaçlıyorsunuz?

Latif Çelik:

Öncelikle genç akademisyenlerin batıyı görmesi, Almanya’yı tanıması ve ve çalışmalarını batı literatürüne aktarma imkanını yakalaması önemlidir. Sempozyumların amacı aslında direk değil, indirektir. Genç akademisyenlere imkan sağlarsınız, içini kendileri doldurur.

 

Soru:

Kültür tarihçiliği ciddi anlamda bir yorgunluğu da beraberinde getirir. Bunu farkediyorsunuzdur?

Latif Çelik:

Kesinlikle hayır, ben araştırırken kendi kütürümün izlerine rastlıyorsam, onu yorumlayıp şimdiki nesillerin dili ile onlara sunabiliyorsam bu, öncelikle evrensel kültüre hizmettir. Bunu yaparken zevk alabilmek, geleceği bu günden tahmin edip şimdiki nesillere sevdirip yarınlara ulaştırabilmek bir bilim insanı için  tarifi mümkün olmayan bir mutluluktur.

Soru:

Geleceği bu günden okumak nedir sizce?

Latif Çelik:

Biz Türkler asırlarca batı ile ciddi bir rekabet içinde olduk. Asırlaca süren bu yarışlarda karşılıklı bir etkileşim vardı. Bunun boyutları ve kapsamı  konusunda çok az şey biliniyor şu an. Benim yaptığım geleceğe bırakabileceğim yazılı kayıtlarda “Türk Kültür tarihinin Almanya’daki İzleri” zengin, kaynaklı ve yorumlu olmalı. Okuyan hakikaten o döneme ait yeni bir bakış açısını kaynakları ile görebildiğini anlamalı.

 

Soru:

Bu kalem de Latif Çelik’in olmalı diyorsunuz?

Latif Çelik:

Elbette, geçen bir sahafta bir kitap buldum, 1903 yılında bütün Anadolu’yu baştan başa gezen bir Alman Seyyah‘ın çalışması. Yüklü bir ücret ödedim ve kütüphanemin başköşesine koydum. Okuyunca kendi ülkemin kültürel dokusu hakkında çok az şey bildiğimi farkettim. Bir Alman 100 yıl sonra benim çalışmalarımı okuyunca Almanya‘nın Tükler ile ilgili kültürel dokusunu da benim kalemimden öğrenecektir. Hala Türk asıllı olduğunu unutmayan Alman Aileler, geriye bıraktığı vasiyetnamesinde  kimsenin hakkı bende kalmasın servetimi bölüştürün diyen Karl Osman, Opera inşaatı yarım kalan Wagner’e “Sanatçıların eserin eseri yarım kalmasın, şu kadar kese altın ile destek oluyor ve 3 koltuğu Türk Milleti adına satın alıyorum” diyen Osmanlı Sultanı‘nı nesiller benden öğrenecektir. Bu mutluluk tarif edilemez.

 

 

Soru:

Heyacanınıza ve mesleğinize olan aşkınıza doğrusu hayran oldum. Çalışmalarınız için sizi tebrik ediyorum. Son bir mesajınız varmı okuyucularımıza?

Latif Çelik:

Türk-Alman ilişkileri oldukça bakir bir alan ve çok az şey biliniyor iki ülke arasındaki ilişkilerin derin köklerine dair. Yanlış anlaşılmak istemem ama bu alanda ortaya koyulan çalışmaların bir çoğu da birbirinin kaynak göstererek tekrarından ibaret. Iki milletin ortak kültür tarihi kodlarına ilgi duyan genç arastırmacı adaylarına yardımcı olmak istediğimizi belirtmek isterim.

 

Soru:

Çok tesşekkür ediyoruz.

Latif Çelik:

Esas ben size teşekkür ediyorum.