Kilim Gazetesi
HV
29 KASIM Salı 15:12
Advert

Dr. Gökhan Ergin: Sadece Beslenmeyle Kesilen Hayvan ‘Helâl’ Olmuyor

“Bir hayvanın besmeleyle kesilmiş olması bence bu gıdayı sadece helâl kılmıyor. Aynı zamanda biz tüketiciler olarak nasıl bir ortamda kesildiği, nasıl bir ortamda hayvanların beslendiği, nasıl bir ortamda tüketiciye ulaştığı konusunda hassasiyet göstermemiz gerekiyor” diyen Sağlık Merkezi sahibi Dr. Gökhan Ergin, aynı zamanda Helâl beslenmeyle alakalı birikimi olan tecrübe sahibi uzman bir doktor.

Sağlık
Giriş Tarihi : 21-11-2022 22:07
Dr. Gökhan Ergin: Sadece Beslenmeyle Kesilen Hayvan ‘Helâl’ Olmuyor

KİLİM (Heilbronn-Ludwigshafen)

1979 yılında Heilbronn’da dünyaya gelen, üçüncü jenerasyon gurbetçi çocuğu, Heidelberg Üniversitesi'nde (2000-2007) tıp okumuş, İstanbul'da Cerrahpaşa (2004) ve İskoçya'da (2006) staj görmüş, 2013 yılında Uzman (Facharzt Urologie) olmuş, 2014 yılında da Üroloji alanında uzmanlığı (Oberarzt Urologie) almış, 2013 yılında Ludwigshafen ve 2018 yılında da Hailbronn’da muayenelerini açarak hastalarına şifa dağatmaya devam eden Dr. Gökhan Ergin, aynı zaman da yıllardır ‘Helâl Gıda’ konusunda uzman denilecek kadar tecrübe ve araştırma sahibi bir doktor özelliği taşıyor.

Heidelberg Üniversitesi'nde bir öz geçmişinin olduğunu, yani dini açıdan hassasiyetinin olduğunu belirten Dr Ergin, “Profesörlerin anlattıkları işte o alanlarda bir midenin metal parçasını eritebilme yeteneği, ama mide kendi kendini eritmeme yeteneği olsun. Bunlar ilgimi çekti. Gıdayla alakalı tabii düşüncelerim oldu. Yani her şeyi yiyebilir miyiz? Yaratılış itibariyle Allahutaala’nın emir ve yasakları bu konuda kafa yorduk. Helâl gıda konusunda biraz tecrübe kazandık. Yani orada araştırma yaptım. İşte biraz okuduk derken tabii bu gündelik hayatın, yani yaptığım işle ayrı olarak, hobi olarak bu konular hakkında bilgi edindim.

Bu dünyada hani var oluşumuzun, yaratılışımızın, gerçek amacı yaratanımızı tanımak. Ve ona göre ibadet etmek, onun emrettiği veyahut da öngördüğü gıdaları tüketip yasakladığı gıdalardan yememek veya tüketmemek. Allah'ın emir ve yasakları kulların iyiliği içindir. Yani helal kıldığı şeylerde bir fayda vardır. Haram kıldığı şeylerde elbette bir sakınca vardır ve ona göre kendimizi ayarlamamız lazım ona göre gıda tüketmemiz lazım.

 

Bu beş husus özellikle dile getiriliyor Kur'an-ı Kerim'de

Kur'an-ı Kerim'de haram olarak nitelendirilen beş husus vardır. Bunlardan bir tanesi domuz eti, yememek, kesilen hayvanın Allah adına kesilmesi işte kan tüketmemek, vahşi hayvanlar veya ölü hayvanlar tabiri caizse leş yememek ve sarhoş edici şeylerden uzak durmak. Ama öbür taraftan baktığımızda Allahutaala bu beş husustan uzak durmamızı emrediyor ama o kadar sayısız nimet var ki o konularda helâl sayıyor. Bu emirlerin sadece İslâm'da değil, tek Tanrılı dinlerde de mevcut olduğunu görüyoruz.

 

‘Tayyip’ kelimesi de Kur'an-ı Kerim'de kırk altı yerde geçiyor

Şimdi bu kırk altı yerin yirmi altısı gıda ile alakalı. Ve beş yerde de özellikle ‘helâlen- tayiben’ diye geçiyor. Helâl kelimesini özetledik. Yani Allahutaala'nın izin verdiği, öngördüğü şeyleri yemek.

Tayyip kelimesine baktığımızda çoğu zaman temiz olarak lügatta karşımıza çıkıyor. Arapça'ya baktığımızda işte nezih olsun veya nezahat olsun veya Tahir olsun, bunların da anlamı temiz olarak geçiyor

Günümüzde teknolojinin ilerlemesi ile gıda üretici firmaların daha çok kâr elde etme maksadıyla gıdanın genetiği değiştiriliyor. Daha çok kâr elde etme hususları var. O açıdan bence Kuranı Kerim'le Allahutaala bu hususa özellikle işaret ettiği için yirmi altı kere kelimesi çıkıyor ve temiz olanlardan yiyin ama beş kere de helâlen kelimesi burada gıdanın da sadece yani Müslümanlar olarak besmele ile kesilmiş kelimesi çıkıyor ve temiz olanlardan yiyin ama beş kere de helâlen kelimesi burada gıdanın da sadece yani Müslümanlar olarak besmele ile kesilmiş olması.

Özetle, bir hayvanın besmeleyle kesilmiş olması bence bu gıdayı sadece helâl kılmıyor. Aynı zamanda biz tüketiciler olarak nasıl bir ortamda kesildiği, nasıl bir ortamda hayvanların beslendiği, nasıl bir ortamda işte tüketiciye ulaştığı konusunda hassasiyet göstermemiz gerekiyor. Ama bundan daha ziyade dediğim gibi genetiği ile oynanmamış, yaratılmış olan fıtrat ile oynanmamış bir gıda olması çok önemli. Çünkü bunun insanlık adına veya insanlara çok büyük yan etkisi işte hastalıklar boyutunda, işte kronik hastalıklar boyutunda bize geri döndüğünü görüyoruz. Bu açıdan çok önemli. Ve o kelimesini işte Kur'an-ı Kerim'de de ona göre anlamamız gerekiyor Ona göre tercüme etmemiz gerekiyor. Ona göre hayatımıza uygulamamız gerekiyor” dedi.

 

Bu sadece yeni alışkanlığımızla alakalı

“Et tüketimi çok fazla. Ben Üroloğum, yani üroloji alanda, işte hastalar geliyor, prostat rahatsızlığı olan hastalar yapılan araştırmalarda örneğin Uzakdoğu ülkelerinde olsun, işte Afrika'da olsun Prostat çok, yani erkeklerde tabii. Çünkü erkekte olan bir organ. Amerika Birleşik Devletleri'ne bakıyoruz. Güney Amerika'ya bakıyoruz. İşte bizim coğrafyamıza bakıyoruz, Türkiye veyahut da işte Arap coğrafyasına çok büyük prostatlarla karşılaşıyoruz. Bunun da yapılan bütün araştırmalarda en başlıca nedeninden bir tanesi tüketilen et. Sadece tüketilen et değil, genetiği değiştirilmiş, fıtratından kopmuş olan etin ve fazla tüketimin tabii ki, gereğinden fazla tüketimin organlara yansıması. Hastalık olarak, büyüme olarak, sıkıntı olarak yansıması bunu göz ardı etmemek lazım. O çok önemli” dedi.

 

Oruç tabii dini bir gereklilik

Beslenme ve sağlık konusunda orucuçla ilgili de açıklama yapan Dr. Ergin, “Müslümanlar olarak senenin belli bir zamanında ve Allahutaala'nın emrettiği için oruç tutuyoruz. Tabii orucun dini bir yönü var. Biz Müslümanlar olarak orucun faydalarına veya Allahutaala'nın bize emrettiği veya tavsiye ettiği bir şeyde tabii ki bizim yararımıza olduğuna inanırız. Bu bir ayağı. Ama orucun tabii tıbbi yönden bakıldığı zaman, yani bilimsel açıdan bakıldığı zaman ikinci bir ayağı da var. Yani insanlara ne yönden fayda ediyor? O konu hakkında biraz bilgi vermek istiyorum. Oruç vazifesi sadece İslâm dininde yok. Yani tek tanrılı dinlerde de var. Bunlardan işte Hristiyanlarda var. Örnek olarak Hristiyanlar, Paskalya tatili öncesi oruç tutarlar. Hazreti İsa'nın yeniden dünyaya gelişini kutluyorlar. Yahudiler de var. Yahudiler de bayramları var. Burada iki gün boyunca yemezler, içmezler ve maddi şeylerden uzak dururlar. Yani sadece İslâm'a has bir konu değil oruç.

 

İlmi Açıdan baktığımızda, Orucun ne yönünde faydası var?

Oruç, tıbben bilinen faydalarından bir tanesi yağ yakımını hızlandırır. Yani nasıl oluyor bu? şimdi insan oruç tuttuğu zaman ilk önce glikoz dediğimiz, depoları boşaltmaya başlar. Bu, kaslarda oluyor, karaciğerde oluyor, yağ depolarında. Yani gıda almadığımız zaman vücut görevini devam ettirmesi lazım. Buna göre de bir şeyleri, enerji kazanımı hususunda yakması lazım. Gıda gelmediği zaman glikoz yakar. O aşamadan sonra glikoz depoları tükendikten sonra yağ depolarına geçer.

 

Diyabet riskini düşürür

Bağlantılı olarak diyabet riskini düşürür. Oruç tutmanın bildiğimiz gibi hani günümüzde sağlıksız beslenme, hareket azlığı nedeniyle kan şekeri seviyeleri sürekli yüksek seviyede seyrediyor, buna karşılık pankreas insülin üretir ve bu insülin de direnci dediğimiz yükseliyor. Tüketim veyahut beslenme kötü beslenme açısından bu riski azaltıyor. Kan şekeri düşük olduğu zaman otomatikman insülin salgınıda azalıyor vücutta.

 

Kalp sağlığını korur

Bildiğimiz üzere kolesterin var vücutta ve bu iyi kolesterolün olarak dediğimiz HDR kolesterolün kalp için iyi olan kolesterolün kötü olan kolesterolün, LDL kolesterolü değerleri oruç tuttuğumuz zaman azalıyor. Otomatikman bu da kalp sağlığına iyi geliyor. Tansiyon ayarlayıcı bir etkisi var. Çok meşhur bir makalede ‘New Jone New England’ diye bir makalede bir vücudun günde işte üçte birini yemek yiyerek, üçte ikisini özellikle bu rakamları belirtiyorlar. Oruç tutmanın tansiyon düzenleyici bir etkisi olduğunu tespit ettiler. Sindirim sistemine çok etkisi var. Yani senenin on bir ayı sürekli tüketiyoruz, sürekli yiyoruz. İşte mide sürekli belli bir seviyede çalışması gerekiyor. Karaciğer olsun, işte bağırsaklar. En azından bu bir aylık süre zarfında vücut kendi kendini yeniliyor, rahatlıyor. Sindirim sistemi rahatlıyor ve otomatikman vücutta kötü mikroplardan arınmış oluyor

 

Her yerde Şeker, Her yerde Tuz, Her yerde Un var

Bu da tabii ki negatif etkisi oluyor vücuda. Biliyorsunuz yani çok fazla. Japon bilim adamı, 2016 yılında Nobel Ödülü'ne layık görüldü. Araştırması ‘Otofaji’ hakkında. Kendi kendini sindirme anlamına geliyor. Hücrelerdeki bir nevi temizleme planı olarak da adlandırılabilir. Otuz beş genetiğin yönettiği Mükemmel bir geri dönüşüm sisteminden bahsediyoruz. İnsan oruç tuttuğunda, glikoz depoları ilk etapta yakıyor. Onlar tükendiği zaman yağ depolarına sarılıyor. Ve belli bir zamandan sonra işte bu da orucun etkisi diyelim, hani bazen kış aylarında çok kısa bir dönem. Oruç tutuyoruz ama yaz dönemlerinde uzun zamana tekabül ediyor. Belli bir zaman zarfında işte ilk etapta rezervleri eritiliyor. Ondan sonra yağ rezervleri eritiliyor ve ondan sonra belli bir zaman zarfından sonra işte otofaji dönemine geçiyoruz.

 

Otofaji ne anlama geliyor?

Hücrenin gereksiz bulduğu, tehlikeli bulduğu, enerji üretiminde, atık madde diyelim, bir nevi çöp torbalarını hücrenin belli bir yerinde, tabiri caizse depoluyor. Oruç süresinden sonra vücut veya hücre otomatikman bu depolara saldırıyor. Niye? Enerji yapması lazım. Hayat devam ediyor. Japon bilim adamı Nobel Ödülü'ne layık görüldü.

Uzun süre gıda tüketilmese insülin seviyesi belli bir oranda azalıyor. Yani gıda tükettiğimiz zaman otomatikman kan şekeri yüksek olduğu zaman insülin salgılıyor vücut. Ve bu tabii direnci çoğaltıyor Oruç tuttuğumuz zaman insülin seviyesi de azaldığı zaman otomatikman o üçüncü aşamaya geçebiliyor vücut. Bu üçüncü aşama da otofaji dediğimiz aşama. Yoksa o aşamaya geçilmiyor

Hücrelerin içindeki o atık maddeler, o zehirli maddeler çoğu zaman bilimsel araştırmalarda insanlardaki işte bu kanser riskinin yükselttiğini, obezitenin, kronik hastalıkların ve bence bundan da daha önemlisi nörolojik hastalıkların, bunun içinde Parkinson ve Alzheimer da oluyor. Otofajinin o zehirli maddelerin vücudun veya hücrenin yakması ile o riski baya azalttığını görüyoruz.

Özetle söylemek gerekirse İslâm'da beslenme çok önemlidir. Gıda tüketimi basitçe birkaç kurala indirgememek lazım. Gıda hususunda sadece, işte hayvanların nasıl kesildiğini, işte bir besmeleyle kesilip kesilmediğinden daha ziyade gıdanın nasıl değiştirildiğini, genetiğin nasıl değiştirildiğini, nasıl yaratılıştan uzaklaştırarak önümüze sunulduğu önemli. Özellikle bakış açısını bu hususa yönlendirmek istiyorum ve bu alanda da tüketiciler olarak daha çok hassasiyet göstermemiz gerektiğine inanıyorum” dedi.

Nihat SalmanNihat Salman

YORUMLAR