Yerli Araç

Yerli Araç

Değerli Okuyucularım, dünyanın her ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de yeni otomobil teknolijileri gündemde.
Gelin bugün elektrikli araç teknolojisinin pek de yeni olmadığına ve yerli otomobil üretiminin ökoloji üzeri etkilerine birlikte göz atalım. Okuduğunuz bazı şeylere çok şaşıracaksınız.

Günümüzde pek bilinmeyen bir gerçek var: Aberdeen kentinde yaşamış olan Robert Anderson 1832 yılında ilk elektrik gücüyle çalışan bir otomobil üretmişti. 1888 yılında Flocken Elektrowagen ismi altında Almanya’nın ilk elektrikli otomobili Coburg şehrinde bulunan Flocken şirketi tarafından piyasaya sürülmüştü. Bu araç, dünyanın ilk elektrikli otomobili olmuştur. Bu gelişmeler sadece İskoçya ile ve Almanya ile sınırlı kalmamıştı. Rusya’da da Jablotschkow ve Romanow isimli iki tasarımcı ilk elektrikli otomobillerini tanıtmışlardı. Bu araçlar teknik açıdan 1910’lu yıllara kadar, akaryakıtla çalışan araçlardan çok daha üstün sayılırdı. Ayrıca gürültü yapmadan çalıştıklarından çevrelerinde panik de yaratmıyorlardı. Hatırlatmak isterim: İlk akaryakıtla çalışan otomobil patenti Almanya’nın Mannheim şehrinde yaşayan Carl Benz’e 1886 yılında verilmişti!

İlginç bilgilerden biri de 1895 yılında Magnus Volk isimli bir otomobil tasarımcısının Osmanlı Padişahı Abdül Hamid için bir elektrikli otomobil tasarlamış olmasıdır. Böylece Osmanlı İmparatorluğu, Anadolu toprakları 1895 yılında bu teknolojiyle tanışmış oldu. 19’uncu Yüzyılın sonlarında dünyanın her yerinde onlarca şirket otomobil üretmekteydi. Bunların büyük çoğunluğu elektrikli araç teknolojisini sürdürmekteydi. Temelleri o günlere dayanan büyük teknoloji şirketleri günümüzde bile tanınmaktadır. Bunların arasında; Geha, Wartburg, Herkules, Siemens, Messerschmitt-Bölkow-Blohm, Lloyd, Talbot şirketlerini görebiliyoruz. 1901 yılında New York şehrinde trafiğe çıkan araçların %50’si elektrikli araçlardan oluşmaktaydı. Diğer %50 ise buharlı araçlardan ve az miktarda akaryakıtlı araçlardan oluşmaktaydı. O tarihlerde Amerika kıtasında, elektrikli araçların en büyük rakibinin Henry Ford olmaya başladığını da görebiliyoruz. Avrupa kıtasında ise 1900 yılında Ferdinand Porsche, Paris’te düzenlenen dünya teknik fuarına Lohner-Porsche isimli bir elektrikli otomobille katılmıştı. Kısa süre sonra aynı aracın bir de yarış versiyonunu tanıtmıştı. Bu araç 60 km hız yapabiliyordu. Görüldüğü gibi, elektrikli araç tasarımı pek de yeni sayılan bir teknoloji değil aslında. Tarihin ilginç gizemlerinden biri ise, o tarihlerde üretilmiş, piyasaya sürülmüş olan araçlardan hiç birini herhangi bir klasik otomobil sergisinde veya müzelerde bulamadığımızdır. Halbuki İsviçre’nin Zermatt yöresinde sadece elektrikli araçlar kullanılmaktaydı.
Şimdi büyük çevre sorunlarıyla karşı karşıya bulunan ülkeler, elektrikli otomobil çalışmalarını hızlandırmaya çalışıyor. Üzücü gerçek ise, 1940’lı yıllardan beri üzerinde hiç bir çalışma yürütülmemiş olan bir teknolojiyi en kısa zaman içersinde tekrar yakalama çabalarına şahit olmak. Pil ve akkumulatör teknolojisi neredeyse 80 yıl askıya alınmış. Üretimi durdurulmayan sektörlerde ise bu teknolojilerin ne kadar ilerlemiş olduğunu görmek mümkün. Tıbbi alanlarda kullanılan piller hem çok uzun dayanıklı hem de çok küçük boyutlara ulaştırılmıştır. Çünkü onların teknolojik çalışmaları ve geliştirme çabaları bu güne kadar hiç durdurulmadı. Bu gelişmelerin hiç biri otomobillerde kullanılan akümülatörler için gerçekleşmemiştir.
Tüm zorluklara rağmen, ülkemizde yerli otomobil üretimi gündemde tartışılıyor. Çeşitli ekonomik sorunlarla karşı karşıya bulunduğumuz bu günlerde yerli otomobil üretmek Türkiye Cumhuriyeti için neden önem taşıyor? Elbette siyasi nedenleri olan bu kararın ekonomik boyutları göz ardı edilemez. Teknolojik açıdan uzay ve havacılık bilimleri ilk sırada geliyorsa otomobil yapımı mutlaka ikinci sırayı alıyordur. Güçlü sanayi ülkesi olmanın yolu da mutlaka makine bilimlerini, yazılım teknolojisini ve tasarım bilimlerini birleştiren otomobil yapımından geçmektedir. Dünyaca sürdürülen yüksek teknoloji yarışında gelişmiş bir ülke olarak ismimizi duyurmak istiyorsak, yerli otomobil üretmek iyi bir girişim olabilir. Ürettiğimiz araçları başka ülkelerde pazarlamamız pek önemli değil sevgili okurlarım. İlk aşamada, dış ülkelerden bağımsızca üretime geçmek, Türkiye’mizin yüksek teknoloji yarışında söz sahibi olmaya yeterli olabilir. Üniversitelerimizden verilen mezuniyet diplomalarının yurt dışında tanınmasını sağlamakta yardımcı olabilir. Şu an bunu bile başarabilirsek çok şey kazanmış oluruz.

Sevgiler ve Selamlar
Nejdet Niflioğlu