GÜLÜMSE

GÜLÜMSE

Veya diğer adıyla tebessüm et…
Ama sakın sırıtma!
Tebessüm etmekle sırıtmak tabi ki ayrı ayrı şeylerdir… İnsanın fizyolojisi zaten bunu ele verir ve en lakayıt insan bile bunu farkeder. Tebessüm; şükrün doğal sonuçları olan memnuniyet, huzur ve güven dygularının çehremize yansımasıdır. Bu aynı zamanda iletişim halinde olduğumuz insana da iyi gelir. Sırıtmak ise; bunun tam tersi olarak kıskançlık, haset ve düşmanlıktan beslenen artistik bir harekettir!..
Karşımızdaki insanın mazhar olduğa bir iyiliğe (gerçekte üzülmesine rağmen) sevinmiş numaralarının sergilenme sahneleridir. Burada yine olumlu düşüncenin önemi bir kez daha ortaya çıkıyor! Kimse, herhangi bir konu hakkında olumlu düşünce kanalına girmeden olumlu duygu üretemez, olumlu söz söyleyemez ve olumlu davranamaz!..Eğer davranmaya kalkarsa bunun adı münafıklık olur, riyakarlık olur ve sırıtma olur!

Unutmayalım, bir şey daha var!
Şükür ehli olmadan da olumlu düşünce kanalında sabit kalamazsınız!
Bu konuda çocuklardan çok şey öğrenebiliriz; çocuklar doğal şükür ehli varlıklardır. Kar yağarken sevinirler, ıslanırken gülüşürler çamurlarda koşuşurlar, bir yaprak, bir çiçek onların mutlu olmaları için yeterlidir.Ünlü yazar Robin Sharma’nın dediği gibi, İnsanlık çocuk saffiyetini yeniden kazanmadan galiba huzura kavuşamayacak…

Çocuklar harika tebessüm öğretmenleridir ve radarlarına takılan herkesi de mutlu ederler. Onların bu mutlulukları tren vagonlarının birbirini çektiği gibi bazen olur ki, peş peşe iyilikleri hayatımıza çekerler.

“ Kücük kız çocuğu, tanımadığı yaşlı adama kalkmak üzere olan trenin penceresinden gülümseyerek el salladı. Bu durum yaşlı adamı çok sevindirdi. Kendini iyi hisseden yaşlı adam iyi şeyler düşünmeye başladı ve aklına bir arkadaşı geldi. Arkadaşı ona evini taşırken yardım etmişti. Teşekkür etmek için büfeye gidip zarf-kagıt aldı ve güzel, duygulu bir mektup yazdı.

Bir başka gün… Arkadaşı restorana gitmek için evinden çıkarken posta kutusundan bir mektup aldı. Mektubu orada okurum, diyerek çebine koyup restorana vardı. Garsona sparişi verip beklerken mektubu okumaya başladı. Mektuptaki ifadeler adamı öylesine mutlu etti ki, çıkarken garson kıza yüklü bir bahşiş bıraktı. Bu bahşiş garson kızın ömründe aldığı en yüksek bahşişti. Kendini o kadar iyi hissetti ki, iyi şeyler düşünmeye başladı. Birden aklına işine gelip giderken yolda karşılaştığı yaşlı adam geldi. Aldığı bahşişin bir kısmıyla yaşlı adama yemek aldı. Yaşlı adam gerçekten iki gündür açtı. Kızın getirdiği yemeği yerken o kadar mutlu oldu ki iyi şeyler düşünmeye başladı. Birden ileride saçak altında yatan hasta köpeği hatırladı. Yemeğin bir kısmını yemeyerek köpeğin yanına vardı. Köpek hem aç, hem de hastaydı ve üstelik yağmur da yağmaya başlamıştı.
Bıraktığı yemeği köpeğe yediren yaşlı adam , onu böyle bırakamam, diyerek alıp bodrum katında kaldığı apartmanın yolunu tuttu. Apartman 6 kat olup 20’ye yakın aileyi barındırıyordu. Mekana vardıklarında köpeğin gözlerinden mutluluk saçılıyordu. Hem karnı doymuş hem de titremesi geçmişti.
Akşam olunca derin bir uykuya daldılar… O da ne!.. Gecenin yarısıydı, köpek havlıyor, odada koşturuyor ve kapıyı zorlayıp duruyordu. Yaşlı adam tedirgin oldu. Köpeği farkeden komşular beni buradan çıkartırırlar, diye düşündü bir an…
Komşular çoktan uyanmıştı zaten. Binayı saran yangını köpeğin havlamasıyla farketmişlerdi. Ve bir tek kişinin burnu bile kanamadan bina boşaltılmıştı!..

Hikayenin başını yeniden hatırlamak ister misiniz?
“Küçük kız çocuğu tanımadığı yaşlı adama GÜLÜMSEYEREK el salladı…”

Hidayet Kayaalp