Abi, sen hangi futbol takımın taraftarısın?

Abi, sen hangi futbol takımın taraftarısın?

Eminim erkek okuyucularımın hemen hemen hepsi yukarıda belirttiğim soru ile karşılaşmıştır. Büyük bir ihtimal bu durum bayan okuyucularım için de geçerlidir. Aslında, cevabı basit bir soru diye düşünebilirsiniz. Evet, taraftar iseniz cevabınız bellidir. Hatta soran kişinin tuttuğu takımdan yola çıkararak uzunca bir muhabbetin başlangıcı da olabilir. Buraya kadar güzel. Ancak, takım tutmayanlar ne yapacak? Yani taraftar olmayanlar için durum farklı. Aslında cevabınız da basit, lakin verdiğiniz cevap karşınızdaki için çok tuhaf gelebilir. Belirtmese bile, nasıl olur da bir takımın taraftarı olmazsınız diye düşünebilir.

Gençliğimde takımda futbol oynadım ve iyiki de oynamışım diyorum. Çünkü hem şahsi gelişmem hem de topluma katılma konusunda olumlu bir süreç idi. Ancak hayatım boyunca futbol veya herhangi bir spor takımı tutma alışkanlığım olmadı. İlgimi çekmedi. Nevar ki toplum hayatımızın bir parçası, hatta önemli bir parçası olduğu için tabii ki ilgileniyorum. Bu yazıyı ele aldığım gün, yine bu soru ile karşılaştım ve yazımı taraftarlık konusuna ayırmaya karar verip, bazı değerlendirmeleri sizinle paylaşmak istiyorum.

Genel bir tespit ile başlayacak olursak, çağımızın en büyük kitle birleştirici araçlarından biri, takım sporları olduğunu görüyoruz. Birbirinden bağımsız insan topluluklarını birleştiren bu tip sporlar, aynı zamanda bu toplulukları kitleler halinde karşı karşıya da getirebilmektedir. Bunun en basit örneği ise, toplumumuzda da çok rahat şekilde gözlemlenebilen, taraftar olgusundaki aşırı benimseme ve şiddetli sevgi durumudur. Halbuki olan şey basittir. Futbolcular büyük paralar almaya devam edip, taraftarlardan kat be kat lüks ve huzur içinde yaşarken, taraftarlar sosyal hayatta birbirlerini yemektedirler.

Toplumun gözden kaçırdığı nokta şudur; futbol, basketbol ya da voleybol sadece bir oyundur. Bu uğurda maçlara gitmek, takımları takip etmek, kombine biletler almak, deplasman otobüsleri oluşturmak gibi eylemler, tutkudur. Karşılaşmaları izlemek, keyifli olabilir. Ancak bunlardan ziyade, takımlar uğruna kişilerin birbirlerini incitmesi, kırması, şiddet eylemleri uygulaması, kavgalar etmesi, küfürler savurması, saçmalıktan başka bir şey değildir. Spor, takım tutma, taraftar olma kavramları, ayrıştırıcı değil; aksine birleştirici olmak zorundadır.

Bir başka yazar, konuya sınıfsal bakış açısı ile yaklaşmış ve şu sonuca varmış: Kitlelerin oyalanması için kurgulanan bu çeşit oyunların egemen güçler tarafından icat edilerek kitle afyonu olarak kullanılması en basit ve açık gerçektir. Öte yandan kitleler bu oyunlara öyle bir sarılmaktadırlar ki; artık egemen sınıfların pompalamasına gerek kalmadan sistem kendi kendine yürüyebilmektedir. Sistemin sür git işleyebilmesi için hatırı sayılır bir medya ordusu vargücü ile gündem oluşturmakta ve büyük bir rantı da paylaşmaktadır.

Yukarıdaki değerlendirmeler belki biraz aşırı olabilir ama yine de herkesin katılabileceği yönleri vardır diye düşünüyorum. Yeni yıla girerken konuya başka bir yönden bakarak size acizane bir tavsiyede bulunmak istiyorum: Takım taraftarı olmaktan ziyade takım sporlarına katılımı öne çıkaran bir yol izleyelim. Bilhassa gençlerimiz için geçerli olan bu önerimi ebeveynler çocuklarının gelişmelerini düşünerek öncelik yapmalı. Gerisi ise teferruat olmalı. Dolayısıyla, hangi ortamda olursa olsun, irtibat kurmak için akla gelen ilk sorulardan biri olan “hangi takımı tutuyorsun” artık “hangi sporu yapıyorsun” şeklinde olmalı. Bilmem anlatabildim mi?

Yaşar Mert